Ahlak kavramını toplumun bir parçası mı yoksa bireyin bir parçası olarak mı ele almalıyız? Bu konudaki farklı görüşleri değerlendirerek kendi yargımıza varmak sanırım en doğru karar olacaktır. Çünkü bu soru tıpkı bazı felsefi sorular gibi cevabı kesin olarak bilinmeyen türden. Üzerinde yalnızca varsayımlar kurabiliriz. Bu varsayımların bizi salt bir gerçeğe yönlendirmesi ise galiba bir “mucizenin” eseri olabilir. O yüzden bu soruyu bir beyin egzersizi olarak görmek en doğrusu olacaktır.

Bir anlığına şunu düşünün, dünyada artık tek başınızasınız ve kimseye veya hiçbir şeye karşı bir sorumluluğunuz yada yükümlülüğünüz yok. Kimimiz bunu sonsuz özgürlük ideası olarak görürüz, kimimiz ise korkutucu derece de büyük bir yalnızlık... Bu yalnızlık yada sonsuz özgürlük karşısında artık ahlak normlarının ve de kurallarının bir anlamı var mıdır? Konuyu kendi çerçevesinde değerlendireceğim. Benim cevabım: Hayır..!

Artık kimseye yada hiçbir şeye karşı sorunlu yada yükümlü değilsiniz, ve ahlak dışı olarak tanımlanan bir davranışı sergilediğinizde bu tutumunuzun kimseye bir zararı olmayacaktır. Kimseye bir zararı olmayan bir tutumu ahlak dışı olarak kabul etmek ne kadar mümkün? Elbetteki bunda benim için “kötülük” ve “ahlaksızlık” kavramlarının ne ifade ettiğinin büyük bir önemi var. Benim için ahlaksızlık ve kötülük, bir insana fiziksel yada ruhsal anlamda zarar vermek gibi çok basit bir fikre dayanıyor.Bundan yola çıkarak kendimce gerekli kararı verdim diyebiliyorum.Ya başka türlü olsaydı, yani bu kötülük ve ahlak kavramlarını bu anlamda algılamıyor olsaydım. !

O zaman sanırım şöyle düşünürdüm;

“Ahlak bizi biz yapan ve insan olduğumuzu hatırlatan olgulardan ibarettir. Birey, toplumu için değil kendi için ve insanlığını bu olgulara bağlı varsaydığı için, dünya üzerinde kendisinden başka kimse olmasa da ahlaklı yaşantısına devam edecek ve bunun onu daha iyi bir insan yaptığı fikrine sıkı sıkıya bağlanacaktır.”

Bana kalırsa bu fikre bağlı insanlar daha inançlı hatta bir dine mensup bireylerdir. Yani tüm insanlık “yok olsa da” onları izleyen yüce ve kudretli varlık/varlıklar olduğu inancıyla gerek vicdan gerekse ilahi korku hissiyle ahlaki varsayılan davranışları sergilemeye devam edecektir.

Fakat bu karar bireyin iradesiyle ne kadar paralel olduğu tartışmaya açık. Esasen kişi bunu gerçekten içinden geldiği yada bu minvalde bir mantık yürüttüğü için mi ahlaki varsaydığı davranışları sergilemeye devam edecek yoksa onu oluşturan her bir parçanın ona öğrettiklerini tartarak mı bu karara vardığı konusu kafa kurcalayıcı.

Can Kaçmaz