Bu yazıda Francisco de Goya’nın ikonik eserlerinden Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır gravürünü inceleyeceğiz.
Francisco de Goya 18-19.yy’da yaşamış, modern sanatın başlamasında öncü isimlerden olan İspanyol ressam ve gravür sanatçısıdır. Yer aldığı akım Romantizm olarak geçse de yaptığı karanlık temalı, gerçeküstü figürler içeren resimleri sürrealizmden de izler taşır. Goya, İspanya’nın siyasi ve toplumsal olarak oldukça yoğun ve karmaşık olduğu bir dönemde yaşamıştır. Napolyon'un İspanya’yı işgal ettiği ve toplumun kilise baskısı altında ezildiği bir dönemdir bu. Bir saray ressamı olmasına ve kralın himayesinde yaşamasına rağmen yaşadığı dönemdeki olaylara duyarsız kalmamış; tanık olduğu yanlış uygulamaları, engizisyon mahkemesini, yozlaşmış yönetimi, toplumsal çarpıklıkları eleştirdiği resimler yapmıştır. Adeta bir belgeselci gibi yaşadığı döneme ışık tutar Goya. Birçok insan Goya’nın eserlerini ilk bakışta anlamsız ve saçma bulsa da, dönem koşulları içerisinde değerlendirildiğinde anlamlanıyor ressamın tasvirleri.
Geçirdiği bir hastalık sonucu duyma yetisini kaybeden Goya kendisini çevreden soyutladı, iç dünyasına yöneldi ve karanlık, mistik konulu resimler yapmaya başladı. Zamanla daha da kendi hayal dünyasının derinliklerine hapsolan sanatçı, paranoya ve delilik sınırlarında yaşamını sürdürerek 1828’de hayatını kaybetti.
1799’da Akuatinta tekniği ile yaptığı ve dönemin yozlaşmış engizisyon uygulamalarını, ahlaki bozuklukları, kibri ve adaletsizlik gibi konuları hicivli bir dille eleştirdiği 80 gravürden oluşan “Los Caprichos” serisini yayınladı. Bu çalışmalar sebebiyle engizisyonla arası açıldı, resimleri imha etmesi için uyarılar aldı. Uzun süre karşı çıksa da saray ressamlığına atandıktan sonra gravürleri krala teslim etti.
“Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır”, serinin 43. gravüdür. Gravürde, masabaşında uyuykalmış bir adam görürüz. Sanat tarihçileri bunu iki şekilde yorumlarlar: “ya Goya kendisini uyuyakalmış halde resmetiştir ya da kendini resmederken gerçekten uyuyakalmıştır”. Burada uyuyan kişi aklı simgeler, ve burada Goya’nın rüyasına/kabusuna tanık oluruz. Uyku halinde bilinci devre dışı kalmış; baykuş, yarasa, vaşak, kara kedi gibi bazı hayvanlar ortaya çıkmıştır. Goya’nın grotesk (abartılı, gülünç, korkunç) tarzda resmettiği bu hayvanlar çeşitli özellikleri sembolize ederler. Örneğin baykuş ölümü, karanlığı akla getirirken, yarasa daha şeytani düşünceleri çağrıştırır, yırtıcı bir kedi türü olan vaşak ise belki de insanın hırslarını simgeler. Tüm bu çağrışımlar aslında insanın karanlık yönleridir. Bir anlamda da dönemin geleneklerine, kilisenin uygulamalarına göndermede bulunarak toplumdaki kötülüğü, cehaleti temsili olarak gösterir Goya bu eserde. İnsanı insan yapan, diğer canlılardan ayıran düşünebilme kabiliyetidir. Öyleyse bilgelik arayan akıl, uyumamalıdır ve her an tetikte olmalıdır zorbalığa ve cehalete karşı.
Goya sanat yaparken hayal gücünü serbest bırakmaktan yanaydı. Ancak bu sınırsız hayal gücü dahi, rasyonel aklın kontrolünde olmalıydı; çünkü ancak akılla birleştirildiğinde sanatın ana kaynağı olabilirdi.
Tolstoy da şöyle vurgulamıştır sanatta aklın önemini ”Sıkıntı sürecinde olgunlaşan, düşünceyle yoğunlaşan, emekle hazırlanan ve en iyiyi vermeyi amaçlayan faaliyete sanat denir.”
Kısacası düşünebilen bir varlık olan bizler için akıl her şeydir. Aristoteles ile başlayan akılcılık, bilginin temel kaynağının akıl olduğunu; doğru bilgiye mantık ve akıl yürütme ile ulaşılabileceğini vurgular.
Eserlerinde toplumdaki yanlış uygulamaları, cehaleti sıkça eleştiren Goya da aklın önemini bu güzel eserle vurgulayarak dönemine ışık tutan ressamlardan biri olmuştur.
Kaynakça:
https://www.birgun.net/haber/aklin-uykusu-canavarlar-uretir-360009
https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1536246270.pdf
Umberto Arte ile Sanat III, 2021, Destek Yayınları, 241-43.