İstanbul’ u simgeleyen önemli eserlerden biri olan Ayasofya ilk yapıldığında bir Bizans Kilisesiydi. Ancak toplumlar gibi topluma mal olan eserler de değişebilmektedir. İstanbul’ un fethiyle Ayasofya Kilisesi artık Türk ve İslam kültürünün sembolü haline dönüşmüştü.

537 yılında tamamlanan Ayasofya Kilisesi, Dördüncü Haçlı seferleri sırasında Latin Kilisesi haline getirildi. 1261 yılında ise Doğu Ortodoks kilisesi tarafından geri alındı. 1453 yılında Osmanlı’ nın fethi ile camiye dönüştürüldü ve 1934 yılında müze yapılmasına karar verildi. Son zamanlarda üzerinde tartışmalar olan Ayasofya’ nın tekrar ibadete açılması söz konusu.

Camiler ve kiliseler toplumların bir araya geldiği önemli alanlardır. Gerek Müslüman gerekse Hristiyanlar tarafından sıkça ziyaret edilen Ayasofya Osmanlı’ nın İstanbul’ daki ilk camisidir.

Kostantiniyye Doğu Roma’ nın en önemli şehri ve şehrin içinde de Ayasofya bir inci…

Bizans İmparatorluğu çöküşe geçtiğinde birçok kilise harap olsa da Ayasofya gayet iyi bir şekilde korunmuştur. Ayasofya’ yı önemli yapan bir diğer etken ise konumu. İstanbul Boğazına çok yakın olan konumu Osmanlı İmparatorluğu tarafından birçok caminin ve diğer mekanların yapımı içinde tercih edilmiştir. Bu yapı otoriteye ve kuvvete ilişkin çok önemli bir yere sahip.

Kilise’ de görülen mozaikler alçı ile kapatılmış daha sonra alçılar kaldırılmıştır. Mozaiklerde Hz. İsa, Doğu Ortodoks kiliselerinde alışılageldiği gibi Pantokrator yani Tanrı İsa olarak betimlenmiştir. Oysa İslam dini İsa’ yı peygamber olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla mozaiklerin üstünün kapatılmasının önemli bir sebebi bu.  Bir diğer sebep ise İslam dininde ibadet alanlarında figürlerin yasak olması

Camilerde figürler yasak fakat işçilik ve anlam olarak en önemli hat süslemelerine yer verilmiştir. Ayasofya’ da da bu durum karşımıza çıkmaktadır. Karşımıza çıkan devasa yuvarlak levhalar üzerindeki hat yazıları dönemin önemli hattatlarından Kadı Asker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. Hat sanatının İslam’ da önemli bir yeri vardır. Arap kaligrafi sanatı olan Hat sanatı Kuran-ı Kerimin Arapça yazılmasından dolayı da Arap alfabesine verilen önemi yansıtmaktadır. O dönemde devletin dili Türkçe olmasına rağmen Arap alfabesi kullanılmıştır.

Ayasofya’ ya ilk bakıldığında her şey klasik kilise mimarisi tarzında karışımıza çıkar. Kilisenin sunak bölümünde caminin mihrap bölümü vardır. Mihrap sunak bölümün tam ortasında değildir çünkü Mekke yönünü göstermektedir. Hünkar mahfili ise karşımıza çıkan bir başka detay. Burası Padişah için özel olarak yapılmıştır. Kendisi için özel bir alandan geçerek bu alana gelen padişah ibadetini burada yapmaktadır. Oldukça görkemli bir yapıya sahip olan mahfilde namaz kılan halk padişahı görebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Ayasofya’ nın camiye çevrilmesinden sonra yapılan en büyük eklemeler ise dışarıdaki minareler.İnce uzun minareler diğer İslam ülkelerinde görülen minarelerden daha farklıdır ve Osmanlı kültürünü yansıtmaktadır.