Sahte gülümsemesi ile kısılan gözlerini bana kenetlemiş olan psikoloğun, uzaktan oldukça rahat görünen ama gerçekte kıçından ter akıtan koltuğuna uzanıp anlatmaya başladım:
"Yaşamak nedir bilmiyorum. Yaşamak; ben nefes alıp, verirken etrafımda olup biten şeyler mi yoksa etrafımdaki şeyler olup biterken benim hızlı hızlı soluk alışım mı? Ya da her şeye rağmen nefes almayı bırakmayışım mı? Bilemiyorum. Diğerleri gibi ben, bu hayatın çetrefilli oyunlarını çözemiyorum. Önüme attığı gemici düğümlerini çözebilecek kas kuvveti yok bende. O düğümleri de heybeme koyup, ruhumun düğümlerine ekliyorum. Dünyanın çevresini iki kere dönecek kadar ipim olurdu, başarabilseydim düğümleri açmayı.
Gündüzden nefret ediyorum. İnsanlardan ödüm kopuyor. Gün ışığı derimin altına sızıp, beynime ulaşıyor ve her düşüncemi gözünü kırpmaksızın yakıyor. Korkuyorum insanlardan. Kafamın içinde neler döndüğünü bilirlerse, beni yaşatmazlar diye. Beni yeryüzünde tek bir kişi bile anlamadan ölürsem çok canım yanar diye.
Gündüzden nefret ediyorum. Çok fazla insan var, çok fazla ses var, çok fazla acı var, çok fazla bakış var. Her yerdeler. Acılı bakışlar, acıyan bakışlar, kınayan bakışlar, küçümseyen bakışlar, iğrenen bakışlar, yargılayan bakışlar, sorgusuz sualsiz ipe götüren bakışlar... gözlerini üzerime dikip bakıyorlar, önceleri heyecanlanırdım. Birisi derdim, hepsi olmasa da içlerinden birisi bana bakacak, içimi görecek ve bu kadar yalnız olmayacağım. Ama olmadı. Baktı, görmedi. Sonra bir diğeri, sonra sıradaki... bu kadar görünmez olduğum için kendime kızdım daha sonraları. Bu kadar silik, bu kadar hiç, olmasaydım eğer bana çarpıp geçmezlerdi... ama en nihayetinde anladım. İnsanlar bir başkasını kavrayıp, hayatında nefes almaktan acizler. Sadece bakarlar. Görmezler. Karşısındakinin karmaşık ruhunu ellerinin arasına alıp, düğümlerini açmasına yardım etmekten deli gibi korkarlar. Basit zevkleri vardır insanların. Benim gibi dengesiz olanları sevmezler. Bakarlar, acırlar ama gerçekleri görmezler. Gerçekleri bilmek istemezler...
Gündüzden nefret ediyorum. Bana dinmek bilmeyen bir umudu hatırlattığı için. Gecenin karanlığı yerini ışıltılı güneşe bırakınca kalplerde oluşan o boşuna, o anlamsız umut kırıntısından nefret ediyorum. Çünkü benim gibiler için asla umut yoktur. Umut etmek benim asla ulaşamayacağım bir lükstür.
Yeni doğan güneşe, yeni insanlar tanımaya, yeni umutlar edinmeye lanet olsun! Hepsinden vazgeçtim ben. Karanlığı seçtim kendime sırdaş, sessizliği kulaklarımı ağrıtsa bile geceyi aldım koynuma ve bekledim, kabuk bağlamayı bilmeyen yaralarımı sarmasını.
Geceyi seviyorum. El ayak çekildi mi gün boyu çiğnemeyen ayak kalmamış sokaklardan artık rol yapmana da gerek kalmaz. Kim olduğunu saklamaya lüzum görmezsin. Çünkü ben, tüm benliğimi yaşarken doyasıya, kimse dönüp bakamaz gecenin karanlığında.
Evimi seviyorum. Yatak odamın büyükçe bir kısmını kaplayan gardırobum ile balkona açılan kapının arasındaki küçük yere oturup, herkesten, her şeyden uzak olduğumu düşünerek huzur bulurum. Saatlerce oturup en sevdiğim şarkıyı dinlerim, daha önce hiç duymadığım birinden. Kendi hayatımı anlatırım yüksek sesle, nerede, nasıl doğduğumdan başlayıp, nasıl bu kadar yol kat ettiğim halde bir arpa boyu yol gidemediğimi...
Birini çok sevdim. Her şeyden çok. Gözlerini çevreleyen kirpiklerinin kıvrımını sevdim. Saf ipekten daha yumuşak olan ellerinin şans eseri ellerime değmesini sevdim. Ben nefes alamazken sanki ikimizin yerine de alıyormuşçasına neşeyle o kocaman nefes alış verişlerini sevdim. Dudaklarını sevdim. Hayallerimde bile heyecanlanıp öpmeyi bir türlü beceremediğim dudaklarını. Birini çok sevdim. Ama asla söylemedim. Çünkü söyleseydim, gerçek olurdu, gerçek olması imkânsız masallardaki tüm kabuslar. Sırf ben birini sevdim diye yeryüzündeki bütün cadılar el ele verip kapatırlardı beni bir zindana, içinde yaşadığım zindandan bihaber. Eğer yüksek sesle söyleyebilseydim gerçek olurdu. Gerçeklikten bu kadar korkan birinin ağzını açıp cümleler kurması mümkün mü? Birini çok sevdim. Ve kendi ellerimle yılmadan, durmadan duvarlar ördüm aramıza. Görmeyeyim diye kirpiklerini, görmeyeyim diye dudaklarını...
Her şeyden vazgeçtim ben sonunda. En başta kendimden. Umudu olmayan korkak sefilin tekiyim. Kalbimi yerinden söküp siz aldınız. Ruhuma çözemediğim düğümleri siz koydunuz. Korkunun kendisinden bile korkmamı siz sağladınız. Umarım şimdi mutlusunuzdur. Çünkü istediğiniz oldu, ben hiç mutlu değilim..."
Cümlelerimi bitirdiğimde psikoloğa döndüm. Adamın olması gereken yerde güneşin içeri girmesini canı pahasına engelleyen siyah perdeler vardı ve benim üzerinde oturduğum koltuk gardıropla balkon kapısı arasındaki boşluk...