Yazar, senarist ve filozof Ayn Rand, yaşadığı dönemde adından sıkça söz ettirmekle beraber bugün hala tartışmalara konu olmaya devam etmekte. Kimileri tarafından Rasyonel Bencilliği ile milyonlarca insanın hayatını değiştiren bir filozof olarak kabul edilirken kimilerine göre komünizm düşmanı bir kapitalizm destekçisi ve fikirleri ise felsefeyi temsil etmemekle beraber sadece Amerika propagandası. Peki ne diyor Ayn Rand? Nedir bu Objektivizm ve Rasyonel Bencillik?

Rand’in felsefesi her şeyden önce feragati ve fedakarlığı sert bir biçimde reddeder: insanın birey olarak kendisini ve hayatını her şeyin önüne koymasını gerektiğini ve kendine güvenerek, bir bütün olarak, akılcı davranarak, yapıcı olarak ve üretken bir çaba sarf ederek yaşaması gerektiğini söyler.

Akıl, insanın hayatta kalmak için sahip olduğu yegane araçtır. Her insan elbette kendi seçimlerini kendisi yapar fakat bu seçimleri neye göre yapması gerektiği, üzerine düşünülmesi gereken bir konudur. İnsanın duygularına ve geçici heveslerine göre hareket etmesi ahlaki değildir. Ahlak elden gelen en iyi şekilde aklın yolunu takip etmektir.

Mantık ile duygular çatıştığında gerekirse duygulara karşı zor kullanarak aklın seçilmelidir. Duygular insanın çıkarları doğrultusunda olabileceği gibi kimi zaman karşısında da olabilir; oysa mantık hislerden bağımsız bir şekilde, çıkara en uygun seçimi yapmanın uğraşını verir. Bu duygu ve akıl çatışması içinde aşktan ise şöyle bahsediyor: “Aşk bencil bir duygudur. Aşk, bir insanın büyük bir değer olarak seçilmesidir ve aşık olduğunuz şey de yine bu değerlerin et ve kemiğe bürünmüş halidir.” İki tarafın birbirlerine bazı şeyler sunmasıyla varılan bir anlaşmadır aşk Rand’e göre ve anlaşmanın şartları bireyin mantıksal bencilliğine ters düştüğünde anlaşma olmamalıdır veya düşmelidir.

Bencil insanı “canımın istediğini kimseyi umursamadan yaparım” diyen biri olarak görmemek gerekir, bencil kişi başkalarının haklarını tanır ve şöyle der:

“Kimsenin hayatını idare etmeyeceğim ve kimsenin benimkini etmesine izin vermeyeceğim. Kimseyi yönetmeyeceğim veya yönetilmeyeceğim. Ne efendi olacağım ne de köle. Kendimi kimse için feda etmeyeceğim ve kimseyi kendim için feda etmeyeceğim.”*

Her birey biriciktir ve özgünlüğü akıldan gelir. Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey yoktur. Bir grup insanın vardığı fikir ortaklığına sadece bireylerin tavizi denilebilir. Her birey düşüncesini kendi başına şekillendirmelidir: bir yemek bir grup insan arasında bölüştürülebilir fakat tek bir midede hazmedilemez.

Görülebileceği üzere, özellikle ortaya çıktığı yıllar düşünüldüğünde söylediklerinin anti-komünist propaganda hissi uyandırması hiç de garipsenecek bir olay değil, hatta kendisi yıllarca komünizmi kötülemiş ve kapitalizmi önüne koymuştur. İlk romanı We The Living’in önsözünde şu ifadeleri kullandı: “Rus devrimi sırasında 12 yaşındayken komünist ilkenin, insanın devleti için yaşaması gerektiğini söylediğini duyduğumda, bunun temel bir sorun olduğunu, bu ilkenin kötücül olduğunu ve hangi metotlar dolayısıyla uygulanırsa uygulansın, sonuçlarının da yalnızca kötücül olacağını düşündüm.”

Hayatta olduğu süre boyunca bireyi hep toplumun önüne koyması ve aklın kısıtlı bir araç olduğunun birçok çevre tarafından savunulduğu yıllarda aklı birincil rehber olarak kabul etmesi kesinlikle kayda değer bir harekettir. Kitaplarının bugün hala satmaya devam etmesi ve görüşlerinin birçok destekçisi olması, sanıldığının aksine ne kadar kabul edilip, saygı gördüğünün kanıtı.

*A New Textbook Of Americanism