Bazen öyle anlar olur ki geçmişte yaşadığınız bir anıdan emin bir şekilde, kafanızda video kaydı gibi canlandırırken arkadaşınız/aileniz/eşiniz o olayın öyle olmadığını söyler. Peki hiç düşündünüz mü bu fikir ayrılığının nedenini? Büyük ihtimal ‘yanlış hatırlıyor’ deyip geçtiniz. Ya yanlış hatırlayan aslında sizseniz? Doğruluğundan nasıl bu kadar emin olabildiğinizi sorguladınız mı? Sanmıyorum…

   İşte sizin gibi sorgulamayan biri daha vardı, bir tecavüz mağduru.

Hikayemizin kahramanı, tecavüze uğrayan kadın tabi ki polise şikâyette bulunuyor ve o akşam suçlu aranmaya başlanıyor. Trafik çevirmesinde aranan suçlunun arabasına benzer bir araca rastlanıyor ve araç durduruluyor. Şoförü ise hiçbir şeyden haberi olmayan ama suçluya benzeyen -ya da benzediği söylenen- Titus. O akşam nişanlısıyla güzel bir akşam yemeğinden dönen Titus bir anda polis çevirmesinde suçlu şüphesiyle gözaltına alınan biri oluveriyor. Polisler Titus’u götürüyorlar ve teşhis etmesi için tecavüz mağduruna gösteriyorlar. Birkaç saat önce psikolojik bir travma yaşamış olan kadın, Titus’un kesinlikle suçlu olduğundan emin olduğunu söylüyor. Tabi Titus ve ailesi ne kadar bu duruma itiraz etse de bunlar bir işe yaramıyor ve tek suçu arabasının ve kendisinin suçluya benzemesi olan Titus cezaevine götürülüyor. Bir anda hayatı değişen bu suçsuz mağdurumuz neler yapabileceğini düşünüyor ve en son aklına yerel gazeteden yardım almak geliyor. Sonunda bir gazeteci tarafından gerçek suçlunun bulunmasıyla Titus aklanıyor aklanmasına ama hayatı eskisi gibi ‘ak’ kalmıyor maalesef. Ne nişanlısı artık yanında ne bir işi var ne birikimi ne itibarı. Tabi Titus’un bir anda kaybolan hayatıyla yaşadığı psikolojik travma az çok tahmin edilebilir artık. Ve hepsi sadece birinci dereceden olan görgü tanığının sahte anısı yüzünden! Burada psikoloğumuz Elizabeth Loftus devreye giriyor ve araştırmalara başlıyor ama Titus artık bu hayata dayanamayarak stres kaynaklı bir kalp kriziyle genç yaşta hayata gözlerini yumuyor.

   Sanıyorum ki bu gerçek olay herkesi derinden etkilemiştir. Yapılan bir araştırma, işlemedikleri suçlar yüzünden cezaevine girmiş 300 masum kişiden dörtte üçünün görgü tanıklarının sahte anıları yüzünden cezaevinde kalmış olduklarını ortaya çıkardı. Ne kadar fazla bir oran değil mi? Hiç içinde olmadığınız bir cinayet, hırsızlık, haneye tecavüz vb. gibi bir sürü olaydan sadece bir ya da birkaç görgü tanığının sahte anıları yüzünden sebepsiz yere hayatınızı cezaevinde harcamanız…

   Peki nasıl oluşur bu sahte anılar?

Algı sistemimiz öyle bir yapıdadır ki bilinmezliğe/muğlaklığa tahammül edemez bir haldedir. Yaşadığınız anılarda bir eksiklik, muğlaklık, emin olamama durumu varsa algı sistemimiz bir şekilde bunu doldurur ve belleğimizle birleştirerek size doğru hatırlıyormuş hissi ya da video kaydı gibi kafanızdan geçmesi görüntüsünü verir.

Bu durum ünlü psikolog Jean Piaget’in başına da gelmiştir.

Piaget ilk hatırladığı anısında 2 yaşında olduğunu ve pusetinde otururken bir adamın onu kaçırmaya çalışmasını anlatır. Ama neyse ki yanında kahraman bakıcısı vardır ve onu kurtarır. Piaget 15 yaşına kadar bu anının doğruluğundan emin, bir film şeridi gibi gözünün önünde hala her şeyi hatırladığını söyler bizlere. Fakat Piaget 15 yaşındayken eski bakıcısından bir mektup gelir. Bebekken aslında onu kurtarma hikayesinin yalan olduğunu, ona bu kahramanlık yüzünden hediye edilen saati geri vermek istediğini söyler. Oysaki hikâyenin doğruluğundan emin genç Piaget çok şaşırır. Daha sonra bu durumu, ebeveynlerinden bu hikâyeyi sürekli duymasıyla geçmiş anılarına bir görsel sahte anı olarak yansıttığını söyleyerek açıklar.

   Buradan da gördüğümüz üzere algı sistemimiz çevredeki birçok şeyden etkilenerek bizimle oyun oynayabilir. Günlük hayattaki yaptığımız çıkarsamalar, bize anlatılan ya da etkilendiğimiz olaylar, ufak benzerlikler, sorulan soruların çeşidi vb. çokça şey belleğimizdeki anılarda değişiklik yapmaktadır. Aslında ufak bir şey gibi görünen bu sahte anılarımız, kendimizin ya da hiç tanımadığımız birinin hayatını -Titus örneğindeki gibi- değiştirebilir. Bu yüzden şüpheli tanıklara ya da görgü tanıklarına yapılan sorgulamalarda sorulan sorular çok önemlidir. Bunun önemini merak eden, Titus davasını araştırmakta görevlendirilen Elizabeth Loftus soru sorma şeklinin insanlar üzerindeki etkisine yoğunlaşır ve şöyle bir deney yapar:

İnsanlara kurgulanmış bir kaza gösterilmiş ve bazılarına ‘Arabalar çarpıştığında ne kadar hızlı gidiyorlardı?’ diye sorarken, bazılarına da ‘Arabalar birbirine girdiği sırada ne kadar hızlı gidiyorlardı?’ diye sorulmuştur. ‘Birbirine girdikleri anda’ cümle grubuyla soru sorulan insanlar hız tahminini daha yüksek yaparken, kaza yerinde kırık cam olmamasına rağmen tam tersini söyleyip kırık camlar olduğunu iddia etmişlerdir.

Yaptığı başka deneylerle de soru sorma şeklinin önemini ortaya çıkaran Loftus, hafızamızı bir Wikipedia sayfasına benzetmiştir. Bir bakıma da haklıdır aslında. Çünkü algımız iletişime geçtiğimiz insanların, etkilendiğimiz olay ya da durumların hafızamıza etki etmesine, anılarımızı değiştirmesine ve sahte anılar üretmesine izin verir. Aynı Wikipedia sayfasına ulaşabilen herkesin bir konu hakkında bilgi ekleyip silmesi gibi.

   Belleğimiz bize böyle oyunlar oynarken kendinize inanmak ne kadar güç değil mi? Şimdi bir de doğruluğunda direttiğiniz o anıları düşünün. Aslında belki de hiç yoklardı ya da algı sisteminiz tarafından değiştirilmişlerdi. Peki artık bu andan sonra sizin için ne doğru, hangisi gerçek?

*Konuya daha meraklılar için> https://www.youtube.com/watch?v=PB2OegI6wvI&t=3s

*Konuyla alakalı bir mini dizi> When They See Us

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Psikolojiye Giriş – Smith ve ark.

2. https://www.youtube.com/watch?v=PB2OegI6wvI&t=3s