Kenarda köşede kalmış, adını duymadığınız ama çok büyük bir filmden bahsedeceğim size: Büyük. On dört adaylığı, on bir ödülü bulunan filmimizin başrolünde Tom Hanks var. Tom Hanks’e Elizabeth Perkins ve Robert Loggia eşlik ediyor. 1988 yılında seyircilere sunulan filmimiz komedi, fantastik ve drama kategorilerinde karşımıza çıkıyor.
Çocukken isteyip elde edemediğimiz birçok konu olmuştur. Örneğin tek başımıza bir konsere gitmek istemiş ama küçük olduğumuz için izin alamamışızdır. Arkadaşımızın evinde bir gece geçirip eğlenmek istemiş ama yapamamışızdır. Ya da tehlikeli bir lunapark oyuncağına binmek istemiş ama küçük olduğumuz için oyuncağa bindirilmemişizdir. İşte filmimizin başrolü Josh ‘da tam olarak böyle bir sahnede sinirleniyor küçük olmasına. Hoşlandığı kızın sırasına girdiği lunapark oyuncağınının sırasına katılıp, bu oyuncağa daha önce bindiğini ama hiç korkmadığını söylüyor. Ancak lunapark görevlisi oyuncağa bindirmiyor Josh’u. Tam rezil olduğunu hissetmişken ailesini onun küçük bir çocuk gibi fotoğraflarını çekerken yakalıyor ve çok sinirleniyor. On üç yaşında olmasına herkes ona küçük gibi davranıyor. Buna sinirlenen Josh, lunaparkta dolaşmaya başlarken bir oyuncak görüyor. Adı, Zoltar. Zoltar’ın üstünde dileğini gerçekleştireceğine dair yazılar yazıyor. Josh, para atıp Zoltar’ı tekmeliyor ve çalıştırıyor. Daha sonra diliyor dileğini: Büyük olmak. Ve alt bölmeden bir kart çıkıyor. Dileğiniz onaylandı.
Ertesi sabah normal bir sabaha uyanan Josh, banyoya gittiğinde gördüğüne inanamıyor. Çünkü o artık büyük. Ne olduğunu anlayamadan ve annesine anlatamadan evden çıkıyor. En yakın arkadaşına koşuyor. Ona kendini anlatmaya çalışıyor. Ve çözüm yolu bulması gerekiyor.
Josh Baskin, büyük bedeni içinde çocuk ruhlu bir birey olarak ilgisini çekiyor insanların. Hatta bir kadın ona aşık bile oluyor. Büyüklerin dünyasında bir çocuk olarak bir oyuncak şirketinde müdür oluyor. Toplantılarda sunulan onca tahmine, veriye ve istatistiğe rağmen “Bunu yapmanın ne anlamı var?” diye soruyor. Hırslarına hapsolmuş insanlar arasında oyuna dalarken gösteriyor insanlara aslında dünyalarındaki her şeyin çok ciddi olmadığını. Ama o da ne? Büyükler arasında kala kala Josh da onlara benzemeye başlıyor. Ciddi işlerle uğraşan her insan gibi o da işin hayat olduğunu ve daha önemli bir şeyin olamayacağını kanıksıyor.
Yaşamın her döneminin kendine daha göre derdi tasası var. Küçücük çocuğun da gününü görmüş yaşlının da. Dönemlerde yaşadıklarımız bizi son noktadaki insana dönüştürüyor. Döneminde yaşanmamış her duygu, bizimle birlikte ölüme dek geliyor. Oynanmamış her oyun suratsız yetişkinlere dönüşüm de katkı sağlıyor. Her şeyi zamanında yaşamak gerekli.
Büyük insanlar hiç çocuk olmamış gibi yaşarlar. İşlerinden başka dünyada dert olmadığını zanneder, sistemin onlar için kurduğu küçücük dünyalarında tıkılı kalırlar. Çocuklar ise henüz bu dünyaya tıkılmamış, özgür insanlardır. Bu özgürlükleri ve olağanüstü hayalgücüne sahip olmaları büyükleri kıskandırır. Hele yaşanmamış bir çocuklukları varsa. Niye mi? Çünkü çocukluk ömrün en özgür ve en mutlu olunan zamanıdır. Büyümek stresli, yorucu ve karmakarışıktır. Bunca karmaşıklığın arasında gelin siz o çocuğu kaybetmeyin. O küçük bedeninizi sarın sarmalayın. Ciddi dünyanızın o kadar ciddi olmadığının ve aslında gösterdiğiniz kadar güçlü olmadığınızın farkına varın. Sadece insan gibi yaşayabilmek için.
Büyükler için bir masal misali, Büyük. Tom Hanks’in eşsiz oyunculuğu, iyi yazılmış bir senaryosu olduğunu kabul etmekle birlikte sonunda farklı bir final görmek isterdim. İzlemenizi tavsiye eder, her zaman içinizdeki o çocuğa sarılmanızı temenni ederim.