Küçükken herkesin bir köyü olduğunu ve yazları şehirlerin boşaldığını sanırdım çünkü biz her yaz köydeydik. Bu durum beni ara sıra sinirlendirirdi ta ki köyün ve köylünün bilgeliğini fark edene dek…
Köylerde akşamları insanların neler yaptığını hiç düşündünüz mü? Bu sorunun cevabı bizi masalların ve hikayelerin dünyasına götürecek kadar derin olabilir. Akşamları sarı bir ışık kaynağının altında, hiçbir zoraki ses tonlamasının olmadığı anlatışların tadı, gözlerinizi mümkün olduğunca az kırpmanıza ve nefesinizi yavaşlatmanıza sebep verebilir. Anlatışın ve anlatılanın etkisi hafiflediğinde ise anlatılardaki “semboller” üzerine düşünebilirsiniz.
Hikaye ve masallarda sıklıkla karşılaştığımız semboller; kimi zaman kişilerin ortak geçmişlerini, korkularını, bilinç dışı dürtülerini ve rüyalarını yansıtırken kimi zaman ise anlatıların karakter, zaman, mekan ve çatışma durumları gibi kurgusal bileşenlerini güçlendirir. “Bilinç dışı dürtüler” kavramını görür görmez aklımıza gelen psikanalitik kuramcılardan Freud ile aynı dönemde yaşamış ve dolayısıyla ondan etkilenmiş olan Jung, semboller üzerine detaylı çalışmalar yapmıştır.
Jung, sembolik anlatımların kolektif bilinç dışının sonucunda oluştuğunu düşünmüştür. Anlatılarda karşımıza çıkan kötüye karşı direnme ve iyinin kazanacağına dair inanç, sevenlerin birbirlerini beklemesi ve sonsuza kadar sevme düşüncesi, karşılaşılan güç durumlarda yüce varlıklardan yardım bekleme gibi durumlar sadece o anlatıdaki karakterlere özgü hisler gibi görünse de aslında evrensel bir hissin karakterlerdeki yansımalarıdır.
Jung, hikayelerde ve masallardaki kolektif bilinç dışı unsurları bazı arketipler aracılığıyla sınıflandırmıştır. Persona, gölge, anima, animus ve ben Jung’un belirttiği başlıca arketiplerdir. Persona; kişinin topluma karşı sunduğu yüzüdür. Gölge; personanın aksine kişinin toplum tarafından kabul edilmeyen cinsellik, saldırganlık gibi dürtüleridir. Anima; erkeklerin iç dünyasında bulunan, kadınsal özellikler barındıran hisleridir. Animus ise kadınların iç dünyasındaki erkeksi özelliklerdir. Ben; kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için izlemesi gereken arketiptir. Ben arketipine diğer arketiplerden gelen dürtüleri düzenleyen arketip de denebilir.
Jung’un arketiplerini birçok mesnevi, masal ve hikayede görebiliriz; Leyla ile Mecnun’un aşkında görebileceğimiz gibi. Kays ile Leyla’nın ilk mektep zamanlarında karşılaşmaları ve aşık olmalarıyla başlayan hikayede, onların bu aşkı toplum tarafından iyi karşılanmaz. Bu noktada Kays, kendisine toplumun kabul edeceği yeni bir yüz (persona) oluşturur ve “Mecnun” olur. Leyla’nın babası ve İbn-i Selam (Leyla’nın evlendiği kişi) Mecnun’un bastırılmış korkularıdır ve onlara karşı saldırgan dürtüler içindedir. Bu dürtüler onun gölge arketipidir. Hikayede Mecnun’un animası Leyla’dır. Leyla, Mecnun’un iç dünyasında tamamlanmayı bekleyen kadınsal yanıdır. Mecnun ise Leyla’nın animusudur. Mecnun’un tüm arketiplerden gelen uyarıcılarla baş etme durumu ise ben arketipidir.
Halk edebiyatının önemli bir hikayesi olan Dede Korkut Hikayeleri’nden Deli Dumrul’da da arketipler oldukça belirgindir. Deli Dumrul savaşçı ve acımasız bir gençtir. Toplum tarafından yiğit ve yüce gönüllü görünebilmek için bir köprü yaptırır. Köprü yaptırması onun personasıdır. Hikayede bir gencin ölümünden dolayı ağıtlar yakılmaktadır ve Deli Dumrul, Azrail’i yakalayacağını ve genci geri getireceğini söyler fakat bunun asıl sebebi, Deli Dumrul’un bu ağıtlardan rahatsız olmasıdır. Bu durum onun topluma yansıtamadığı gölge arketipidir. Deli Dumrul’un animası, onu çok seven karısıdır. Karısı Deli Dumrul’un yerine ölmeyi kabul etmiştir. Ben arketipi ise, Deli Dumrul’un doğru olanı fark etmesi ve Azrail’den kendi canını da almasını istemesidir.
Görüldüğü üzere edebi eserler kolektif bilinç dışı sembollerle doludur. Biz okuyucuların ve dinleyicilerin eserlerde kendi yansımalarımızı görerek haz duygusu yaşamamızın asıl sebebi de bu sembollerdir. Sembollerin iç dünyanızı anlamlandırması dileğiyle…
KAYNAKLAR
Alangu, Tahir. (2020). Türkiye Folkloru El Kitabı. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.
Bars, M. E. (2018). Deli Dumrul Anlatısının Arketipsel Sembolizm Bakımından Çözümlenmesi. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 44, 57-75.
Çetin, N. (2017). Dede Korkut Kitabı’ndaki “Deli Dumrul Hikâyesi”nin İçerdiği Motiflerin Simgesel Değeri. Türk Dili, 67(788),55-61.
Erdoğan, M. (2020). Dede Korkut Hikâyeleri’nin Jung’un Arketipler ve Psikolojik Tipler Kuramı Bağlamında İncelenmesi. (Yüksek Lisans Tezi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Ankara)
Kavut, S. (2020). Carl Gustav Jung: Kavramları, Kuramları ve Düşünce Yapısı Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Kültürel ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 6(2), 681-695.
Kayaokay, İ. (2014). Fuzûlî’nin Leyla İle Mecnûn Mesnevîsinin Arketipsel Sembolizm Bağlamında Çözümlenmesi. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2(7), 337-351.