İki bilet aldım yalnız hissetmemek için dünyaya doğru giden tramvaydan. Ağaçlar yalnız değil, yıldızlar da öyle... Ben ise sigaranın sesini duyup bir parça hüzünleniyorum, neyse ki gençliğim yakın, memleketim de öyle, henüz elden gitmedi. Pencereden dışarı görünüyor, ben de geri çevirmeyip izliyorum, yandaki boş koltuğu görmemek için. Karşımda mavi bir fular var, deniz gibi bir kadının saçlarında. Yan koltuğa bakıp gülümsüyor, yan koltuğa geçiyorum. Dışarı bakıyor bu sefer, gözleri ışıldıyor. İniyorum tramvaydan biraz yürümek iyi gelir. Ferah bir esinti hissediyorum, takip ediyorum. Karşıma deniz çıkıyor, fuları olmayan deniz. Seyre dalıyorum, o da beni seyrediyor, güzel bir ilişkimiz var. Şimdi ise savruluyorum bir teknede, o konuşuyor ben susuyorum. Midem bulanıyor, ayrılıyorum. İnsanlar var yüzlerinde maskelerle, tanıyamıyorum. Koşuşturup duruyorlar, nedir onları savuran? Deniz olamaz, tramvayda. İstanbul’u dinliyorum gözlerimle çok dağdağalı, bir sigara yakıyorum sessizleşiyor etraf, pek uzun sürmüyor bu sükunet. İlerde ağaçların dibinde bir mavilik var, mavi bir fular... Ayağım kayıyor, düşüyorum, uykum geliyor, kalkmak istemiyorum bir süre. Gelip kaldırıyorlar. Fuların yanına gidiyorum. Alıp cebime koyuyorum. Güneş selam veriyor denizin üstünden, almamazlık etmiyorum. Seke seke evin yolunu tutuyorum, çocukluğuma dönüp seksek oynuyorum. Evim yakın, hem de çok yakın ama tramvaya biniyorum, ne de olsa düştüm. Yine iki bilet alıyorum, tıklım tıklım gidiyorum, dünyaya doğru. İşte orda; ışıl ışıl parlıyor gözleri, deniz gibi... Yanına gidiyorum. Fuları yok saçlarında, cebimden fuları çıkartıyorum. Deli sanıyor beni, gülüyor. Yürümek iyi gelir, iniyorum. Seke seke gidiyorum, tramvay da öyle...