Hukuk neydi? Ahlaksızların ahlaksızlara ahkam kestiği, ahlaksızları cezalandırdığı ve ahlaksızların hayatlarını değiştirdiği bir sistem miydi? Yoksa ıslah amacı güden bir kurallar bütünü müydü? Yoksa hukuku uygulayanların merhametine bırakılmış koca bir yargı sistemi miydi? Adalet beklediğimiz o kişiler bizim gibi kendilerine tapan o küçük insanlar mıydı? Yoksa tapınılacak en kutsal varlık olan Tanrı’yı yok sayıp onun yerine otoriteler, kurumlar oluşturup tanrıcılık oynamak mıydı? Hukukun ne olduğunu hala bilmiyoruz ama Tolstoy ipucu veriyor bize.

"İnsanın kendisi kötü iken, kötülüğü nasıl düzeltebilir?"

Size bugün Lev Tolstoy’un 'Diriliş' romanından bahsedeceğim. 1899 yılında yazılan bu roman birçok konuyu sorgulatıyor. Ana karakterlerden biri Katyuşa. Katyuşa çok güzel bir kadın. Hizmetçi olmasına rağmen bilgili. Konuşmayı, oturup kalkmayı, soylulara uygun davranmayı biliyor. Kendi hayatında yaşayıp giden Katyuşa’yı bir günde toplumun ahlaksız dediği bir insana dönüştürüyor hayat. Son aşamada ise bir fahişe oluyor. Peki onu dönüştüren olay ne? Prens Nehlüdov’un arzularına yenilip ırzına geçmesi ve üstüne para vermesi. Nehlüdov, efendi bir insan aslında ama toplumdaki erkeklik anlayışından olacak ki belli bir mevkiden sonra kötü bir adam olmak için uğraşıyor. Herkesi ve her şeyi satın alabileceğini zannederken yaşadığı güç zehirlenmesi altında korkunç bir insana dönüşüyor. Nehlüdov, güç zehirlenmesi yaşadığı o dönemde zehrini veriyor Katyuşa’ya. Katyuşa’nın hayatı kararıyor, Nehlüdov ise hayatına devam ediyor.

Bir noktada kesişen ve farklı yönlere savrulan bu iki insan, bir gün tekrar bir araya geliyorlar. Nerede mi geliyorlar bir araya? Bir mahkeme salonunda. Katyuşa sanık, Nehlüdov jüri üyesi. Tam tersi olabilir miydi sanki? Nehlüdov o yüzü, o kadına duyduğu saf aşkı hatırlıyor bir an. Ona yaşattığı kara günü de. Nereden bilebilir ki Katyuşa’nın o gün hamile kaldığını? Ve o gün hamile kaldığı için fahişeye dönüştüğünü. Öğreniyor hepsini Nehlüdov. Vicdanı susar mı? Susmaz. Katyuşa’ya yaşattığı o günün ve o günlerin acısını, onun küreğe gönderilmesini engelleyerek telafi etmeye çalışıyor. Ve o gün başlıyor Nehlüdov’un iyileşmesi.

Mülkiyet kavramı çağlardan beri var. Birçok medeniyette canın kutsallığıyla bir tutulan mülkiyet, insanları korkunç hareketlere sürüklüyor. Toprağı olan ve o topraktan para kazanan o insanların gücü  alt sınıftakilere eziyor. Eğer alt sınıfta doğduysan asla güce sahip olma şansın yok. Nehlüdov, bu gücün zehirli oluşunu topraklarını köylülere dağıtırken gördü.

Adaleti uygulamak o kalın kitaplarda yazan her bir satırı uygulamak mıdır? Yoksa olayları, durumları süreç halinde incelemek ve vicdani değerlendirme yapmak mıdır? Adaleti uygulamak her zaman o kitaptakileri uygulamak demek oldu. O kitaptakiler uygulanınca da suçlular azalmadı. Suçlular hep arttı. Hakimler, savcılar, avukatlar hep arttı ama kimse masum diye aklanamadı. Nehlüdov, Katyuşa için Yargıtay’a dilekçe vermeye gittiğinde fark etti bunu.

Devrim mahkumlarına bir bakın. Bu mahkumların hemen hepsi iyi insanlar. İnançlarına, iyileştirme gücüne ve halklara karşı bir sevgileri var ama devrimciler mevcut otoriteye hep tehlike oluşturmuştur çünkü devrimin değiştirme, bilinçlendirme, iyileştirme gücü vardır. Ve en önemlisi diriliş gücü vardır. Nehlüdov siyasi mahkumlarla konuştuğunda bunu gördü.

Tolstoy’un en önemli üç romanından sayılan 'Diriliş'; hukuka, sosyal adalete, masumiyete dair derin incelemeler yapıyor. Akıcı üslubu, yerinde betimlemeleriyle kendini okutan bir kitap. Kitapta beni hayal kırıklığına uğratan tek konu, Katyuşa'nın gerçek suçlu olup olmadığının söylenmemesi oldu. Okumanızı tavsiye eder, güzel kitaplarla buluşmak dileğimi iletirim.