Hayatları sıradan olan insanların hemen hemen hepsi dönüm noktalarının geleceği günü bekliyor. Dönüm noktalarında sihirli bir değnek gelecek, onlara dokunacak ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak hayaline tutunuyor. Peki o sihirli değneğin geleceği günden sonrasını düşünen oluyor mu? Düşünürsek herhalde çok mutlu olacağımızı düşünürüz. Hele ki o sihirli değneğin değdiği günü hayallerimizin gerçekleştiği gün olarak kurduysak.

Bir araştırmaya göre insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabildiği ve birtakım lükslere erişimi olduğu durumdan sonra kazandığı ekstra para, kişilere mutluluk getirmiyormuş. Özellikle ülkemizdeki büyük çoğunluğun hayalinin zengin olmak olduğunu düşünürsek ne kadar tuhaf değil mi? O doyum noktasına ulaşma sürecinde sürekli çalışılıyor, kenara köşeye para atılıyor, birtakım zevklerden fedakarlık  ediliyor. Sonunda ‘‘Ev, araba alacağım’’ ya da ‘‘ Bankada şu kadar param olacak’’ deniliyor. O hayalden sonra her şeyin çok güzel olacağı ve hayatın dönüm noktası yaşanacağından hiçbir aksilik olmayacağı düşünülüyor. İşte dönüm noktasının olumsuz hiçbir olayı ya da durumu beraberinde getirmeyeceği hayali, o hayal etme sürecini devamlı kılıyor. Ulaşılması istenenin tepede görülmesi ve o tepeden sonra hiçbir uçurumun olmayacağı düşüncesi bizi umutlu ve istikrarlı kılıyor.

Hayat, denge üzerine kuruludur. Bir yerde doğumlar oluyorken bir yerde ölümler gerçekleşir. Bir zamanda sanayi devrimiyle insanlar köleleştirilirken bir zamanda işçiler haklarını aramaktadır. Bir boyutta evren genişlerken bir boyutta insanlar kendi içlerinde büzüşür dururlar. Denge olmalı mıdır ya da değişmez midir tartışmasına girmeksizin dönüm noktalarının bizden bir parça kopardığını düşünüyorum. Geçmişte yonta yonta şekil verdiğimiz bir parçamızı bizden koparırken o kısma tam olarak uyacak yepyeni bir parça koyuyor. Biz hala bütünüz. Belki eksiliyoruz, bilmeden yola devam ediyoruz ama o dönüm noktasındaki dopamin seviyesi üst düzeydeyken sonrasını düşünmüyoruz. Dönüm noktasındaki edinimlerle yeni normal hayata dönüldüğünde ise şu iki cümleyi söylüyoruz: “Bu muydu?” ve “Şimdi ne yapacağım?”. Aslında hayal edilen şeye ulaşıldığı andaki mutluluk düzeyiyle sonraki boşluk hissi birbirini dengeliyor. Hayatın dengesi...

Biz hep dönüm noktalarını yakalamaya çalışırken, o noktadaki sihirli değneği hayal ederken ve sonsuz mutluluğu hedeflerken gerçekler bunlar olmuyor. Çünkü hayal edilen o küçük nokta hep daha daha büyütülüp koca bir yuvarlak oluyor. Biz hayal ettikçe ve tasarladıkça o koca yuvarlağı bulmayı bekliyoruz. Ancak bizi karşılayan hep o küçük ve basit nokta oluyor. Sonrasında bir süre üzülme, boşluğa düşme hissi  ve belki de depresyon...

Peki o sihirli değneğin sihrine kapılmamak ve sonrasında ağır hormon değişimi yaşamamak için ne yapmalıyız? Öncelikle şunu anlamalıyız: Her şey sürekli değişiyor. Cildimiz yenileniyor, insanlar değişiyor, evren genişliyor ve bir dereden akan su bir daha asla o yerden akmıyor. Bu değişimin bir parçası olarak biz de değişiyoruz. Değişimimize bağlı olarak ilerlediğimiz yollarda tatmin seviyemiz gitgide artıyor ya da azalıyor. Dönüm noktalarımız aslında değişimimizin durakları ve bu duraklar hiç bitmeyecek. Belki bazı durakların şiddeti bazıları kadar büyük olmayacak. Bazen bir cümle etkileyecek, bazen bir şarkı, bazense meslek seçimi. İşte bu yüzden o dönüm noktalarını gözümüzde büyütmemeli ve şunu anlamalıyız: “O an gerçekten mutlu olacaksın; o hayalini kurduğun an çabalarınla, umudunla ve sihirli değnekle gerçekleşecek. Mutluluğunu düşünsene. Ama o dönüm noktası başka bir dönüm noktasının başlangıcı olacak. Bitişler ve başlangıçlar, hiçbir zaman bitmeyecek. Hayat böyle tasarlandı. O sihirli değneğe giden sihirli yolu sev, her anının tadını çıkar. Belki o güzel olacak diye hayal ettiğin dönüm noktası kötü şeyleri beraberinde getirecek. Sevdiğini kaybedeceksin ya da hayal ettiğin gibi çıkmayacak belki. Bunlara hazır ol. Akışa bırak kendini. Küçük bir tüyo daha. Son dönüm noktamız ölüm. Ve o dönüm noktasının sonrasının iyi mi kötü mü olacağını kimse bilmiyor. Çok heyecanlı.