“İnsanın kendi kendine uyguladığı baskı, bir başkasının uyguladığı baskıdan çok daha ölümcüldür, çünkü kişinin kendine karşı koyması mümkün değildir.”

Mitlerden, Psikanalistlerden ve tarihten uzaklaşıp günümüz düşünürlerine bakmak en az tarihteki düşünürleri incelemek kadar kıymetli. Koreli filozof Byung- Chul Han’ın eseri Eros’un Istırabı geçmişi ve bugünü harmanlayan bir kitap. Yedi bölümlük kitabın bazı bölümlerini birlikte inceleyelim.

MELANCHOLIA

Byung Chul Han, ilk bölümde aşkın günümüzdeki tükenişini ele almış. “Aşk bugün sınırsız tercihin, özgürlüğünün, seçeneklerinin, çeşitliliğinin ve mükemmellik zorlamasının kurbanı olmuş” diyor ilk sayfalarda. Buradaki sınırsız tercih, daima başkalarının olması. Başka’ların çokluğu “tekliği” zorluyor. Kimse sadece tek bir kişiyle sonsuza kadar yaşamak istemiyor. Özgürlük kavramı aşkın bitişini resmileştirmiş. Sosyal medyada özgürlük, aşksız olan özgürlük…
Ama satırlar ilerledikçe buna karşı çıkıyor Chul Han “Aşkın içinde bulunduğu krizin tek nedeni başka başka’ların bolluğu değil, şu anda yaşamın bütün alanlarında meydana gelen ve benliği giderek narsisistleşmesinin eşlik ettiği başkanın aşınma süreci” diyor. Yani tek neden başkaları değil, insan giderek narsistleşiyor. Başkaları sadece bizi narsist eden ve aşındıran kişiler. Başkaları geliyor bizi tatmin ediyor, her gelen bizi daha çok narsist ediyor. Obez gibi çatlayana kadar narsisliğin dozu artıyor. İnsan mutlu olmuyor. Başkaları bu yüzden aşınıyor. İnsanlardan sıkılıyoruz. Narsistlik bizi mutlu etmiyor.
“Sürekli her şeyi her şeyle kıyaslar ve böylece aynı olana tesviye ederiz” diyor Chul Han. Aşklarımız, arkadaşlarımız, sosyal medyadaki gündemlerimiz her şey çok aynı olmadı mı? Her şeyi aynı yaparak tüketiyoruz. Buna katılıyor Chul Han “her şey düzleştirilerek tüketim nesnesine dönüştürülüyor” diyor. Herkesin aşkı yaşama şekli aynı oldu ve aşklarımız bile tüketim nesnesine dönüştü.

“Giderek daha da narsisistleşen bir toplumda yaşıyoruz bugün. Libido esasen kendi öznelliğine yatırım yapıyor”diyor sonraki sayfalarda. Şimdi tarihe gidiyoruz. Freud’un ortaya attığı libido kavramı neydi? Kişinin başka bir arzu nesnesine karşı duyduğu enerjiydi. Bugün libido artık Freud’un ortaya attığı tezin çok ötesinde bir noktaya geldi. Libido artık insanın kendine karşı duyduğu arzuyu tanımlıyor. Freud bunu ortaya attığında Viyanalı burjuva kesimine ve teknolojiyle henüz tanışmamış insanları baz aldığı bir zaman dilimindeydi. Bugün artık insanlar için libido “ben” demek. Benim başarılarım, benim isteklerim, benim arzularım önemli ve o "başkası" sadece bunu tatmin etmeli. "O" sadece bir araç.

BECEREMEMEYİ BECERMEK

“Becerebilirsin, performans öznesinin düpedüz bin bir parçaya ayrılmasına yol açan muazzam baskılar üretir” ile başlıyor ikinci bölüm. “İçinde yaşadığımız rejimin esas hilesi işte budur” dese bile Byung Chul Han, suçlu sadece rejim değil. Suçlu aile yapısı, sosyal baskı, kendimize karşı şefkatten yoksunluğumuz. “Becerebilirsin”. Bunu okuyunca ne hissediyoruz? Büyük devasa bir canavarın altında eziliyor gibi hissediyorum. Bir şeyleri yapmak zorundayım, becerebilirim. O okulu kazanabilirim. O sınavı geçebilirim. O kiloyu verebilirim. Kendimi yüklerin altına soktuğumu hayal edebiliyorum.
Epiktetos’un “Arzu ve korkularını bertaraf et. Sana zulmeden kimsenin kalmadığını göreceksin” sözü geliyor aklıma. Arzularımız sadece sınav kaygısı, başkasının bizi beğenmesi, istediğimiz kiloya ulaşmak, istediğimiz tüketim nesnelerine sahip olmak. Arzularımızı bir kenara atmalıyız, o zaman kendimize şefkat duyup "becerebilirsin" yerine, "evet becerebilirim ama eğer becermezsem benim değerim kaybolmaz" diyebiliriz.

ÇIPLAK YAŞAM

Kitabın üçüncü bölümü ilk bölümle benzer, konu gene aşk. Fakat bu sefer aşkı yeni platoncu düşünür, aşk ve insan tasvirleriyle bilinen İtalyan bir düşünürden yapmış: Marsilio Ficino. Ficino hakkında bugün büyücü deseler bile o dönemde ruh ve aşk hakkında söyledikleri önemliydi. Byung Chul Han çıplak yaşam bölümüne Ficino alıntısıyla başlıyor. “Çünkü gözlerin benimkileri delip geçerek içimde sıcak bir aşk ateşinin alevlenmesine yol açıyor. Dolasıyla senin yüzünden ölüp giden bana merhamet et.” Sevgilinin gözleri teninde gezince sıcak bir aşk ateşi var oluyor. Senin aşkından ölüp giden bana merhamet et diye yalvarıyor adeta Ficino. Romantik gibi duran bu sözler aslında aşkın hastalıklı olmasına vurgu. Çünkü gene aynı sayfada başka bir Ficino alıntısı yapmış “aşk bulaşıcı hastalıkların en fenasıdır” diyor Ficino ve ekliyor “Bir dönüşümdür, insanı kendi doğasından çıkararak yabancılaştırır ve beraberinde yabancı olanı getirir”. İşte burada neden bölümün adı çıplak yaşam anlıyoruz.
Aşk bir hastalık, insanı dönüştüren bir hastalık. Siz “o” yokken kendi hayatınızdasınız ama “o” kişi gelince kendi kimliğinizden soyunuyorsunuz. İkinizin birleşmesi için “çıplaklık” gerek. Buradaki çıplaklık anlamı kendi kimliğimizden soyutlanmak. Çıplak olmalısın. İkinizin birlikte olması için kendi ruhundan soyutlanması gerek. Soyutlanan ve bir olmak isteyen bedenler ancak aşık olabilir. Ficino kutsal bir ayinden bahsediyor, bölümün adı o yüzden “çıplak yaşam”.

TEORİNİN SONU

Kitabın tüm bölümlerinde farklı konulara değinen Byung Chul Han, son bölümde günümüze bir atıf yapmak istemiş. Aslında bizi virüs gibi bir tehlikenin farkına varmamızı sağlamak adına bu bölümü eklemiş olabilir. Dünyada bir gürültü var diyor Chul Han, bu gürültü düşünmemizi engelliyor. Düşüncelerin ortaya çıkması için sessizlik gerek.
Kendi gibi düşünen Nouveau Roman’ın (roman akımı) Fransız Temsilcisi Michel Butor’un bir sözünü eklemiş “Sadece ekonomik kriz ortamında yaşamıyoruz, aynı zamanda bir edebiyat krizi ortamında yaşıyoruz. Şu anda Avrupa’da yaşanan şey bir entelektüel kriz.” Butor bunun suçlusunun teknolojik araçların verdiği “gürültü” olduğunu söylüyor.
Kitabı okurken düşününce bunun ciddi bir tehdit olduğunu fark ettim. Alanında hakim olmayan insanların bilgi üretmesi, sınırsız kirli bilginin sosyal medyada gezmesi bunlar bir yığın olarak ilerliyor. İçi boş bilgilerin edebiyat yığınları oluşturması diplerde yetkin insanların ortaya çıkmasını engelliyor.

Eros’un ıstırabı aşkı, entelektüel krizi, erotizmin kayboluşunu, insanların başkalarının elinde tükenişini anlatan bir kitap. Bugün insan psikolojisini anlamak için tarihe, kuramlara bakıyoruz fakat edebiyat ve günümüzdeki olayları unutmamalıyız. İnsan çok hızlı bir şekilde ilerliyor. Psikoloji yeni insana ayak uydurmalı.

KAYNAKÇA / ÖNERİ KİTAP

Bu yazı Byung Chul Han'ın Eros'un Istırabı kitabı okunarak yazılmıştır. Yazıyı beğendiyseniz Loveinartsz instagram/twitter hesaplarını takip edebilir ve yorum bırakabilirsiniz.

https://kidega.com/kitap/eros-un-istirabi-334224/detay