Fotoğraf ve grafik sanatçısı olan Şahin Kaygun 1951 yılında Adana’da doğdu. Lise yıllarında resme duyduğu ilgi ile sanata yakınlaştı. Güzel Sanatlar eğitimini 1969 yılında girmiş olduğu Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Üniversitesinde, fotoğraf ve grafik alanlarında yaptıktan sonra Salzburg Yaz Uluslararası Yaz Akademisi’ne katıldı. Daima araştırmayı ve kendini geliştirmeyi benimsemiş olan sanatçı fotoğraf sanatına alışılagelmişin dışında anlamlar yükleyerek farklı bir bakış açısı kazandırdı. Eserleri Türkiye ile birlikte Avusturya, Batı Almanya, İsviçre, İngiltere, ABD ve Japonya gibi ülkelerde sergilendi ve yayınlandı. Sanat dünyası için önemli rol oynamasının sebeplerinden biri de Türkiye’deki ilk polaroid fotoğraf sergisini açmış olmasıdır. Kurallara bağlı kalmayı sevmeyen eserlerinde de alışılmışın dışına çıkan sanatçı ruh ve bedene uyguladığı işlemlerle adeta varoluşunu yansıttı.

Her türlü deneysel müdahaleyi uyguluyor istediği alanı renklendiriyor ya da ortadan kaldırıyordu. Kolajlar oluşturuyor, akrilik boya ile manipüle işlemleri yapıyor, hayal gücünün kapılarını ardına kadar açıyordu. Kendine özgü bir sanat yaklaşımı olan Kaygun yaptığı işi ‘‘Ben fotoğraf çekmiyorum, fotoğraf yapıyorum’’ cümlesi ile keskin bir biçimde ifade etmiştir.

Fantastik kurgular yaratıyordu. Günümüzde halen daha adından ve eserlerinden söz ettiriyor oluşunun yegâne sebebi özgünlüğü ve cesaretidir. Söz konusu olan özgünlük ve cesaret, Kaygun’un eserlerindeki adeta bugün yaratılmış gibi hissinin açıklayıcısıdır. Kaygun 1980’li yıllardaki fotoğraf kültüründe resim, grafik, fotoğraf ve sinema gibi farklı alanları birbirine yakınlaştırarak adeta disiplinler arası bir sanat dili oluşturmuştur.            

Şahin Kaygun; başta polaroidleri olmak üzere; belgesel fotoğrafları, anadoludan görüntüler, sanat insanları gibi bir çok farklı konu üzerinde durmuştur. Her eseri özgün bakış açısı ve hünerli elleri ile yaratıcısından ipucu taşımaktadır. Yaşadığı dönemde daima estetiği ve üslubu ile önplana çıkmıştır. Yeteneğini kullandığı teknik her ne olursa olsun düşünceleri ile harmanlanmış ve fotoğraflarına dil kazandırmıştır.

Kaygun, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda aldığı güzel sanatlar eğitimini grafik sanatı üzerinden sinemaya başarıyla çevirdi. Yönetmenliğini yaptığı Afife Jale ve Dolunay filmlerinde de Kaygun özgünlüğü ve estetiği devam etti.

Kaygun sergilerinde yalnızca fotoğrafları ile değil işlerin galeri duvarlarına dizilişi, paspartu ya da çerçevelerin seçimi ile de ön plana çıkar. Hiçbir şey olasılık üzerine kurulu değildir. Her şey fikirleri ve dokunuşları ile anlam kazanır.

Şahin Kaygun “Mavi Saçlı Çocuk” adlı çalışmasında, başta bir oyuncak bebeği fotoğrafladı. Ardından karanlık odada film üzerinde kazımlar yaptı ve onu büyük boy bir karta bastı. Fotoğrafın üzerine mavi, beyaz hatta kırmızı boyalar ile deneysel dokunuşlarda bulundu. Çalışmalarının bazılarına iri fırça darbeleri ile lekesel işlemler uyguladı. Fotoğraf kartına temas etti ve her şey yeniden anlamlandı.

Portre konusunda deneyimli olan Kaygun seksenler sonrasında modellerinin üzerinde deneysel çalışmalar uygulamaktan çekinmedi ve suretlerini gizledi. Tekniklerin sınırlarını zorlayan ve hiçbir şeyden çekinmeyen sanatçı; doku kattığı, kazıdığı, bulanıklaştırdığı suretler ile bizlere bir sihirbaz performansı sergiledi.

Çalışmalarını yalnızca resim ya da yalnızca fotoğraf olarak sınırlandırmadı. Negatiflerinin üzerilerinde fotoğraf dışı müdahalelerde bulundu ve onları bir ressam hassasiyeti ile yeniden yarattı. O fotoğraf sanatının dilini resim sanatının dili ile harmanlayarak ruhun dışa vurumunu gerçekleştirdi.

Kaygun önce görüyor, fotoğraflıyor ve dokunuşları ile yeniden yaratıyordu.

Ruhunun tasviri midir bilinmez lakin bizleri içimize döndürüp derin düşüncelere sürüklediği için, bu dünyadan sanatı ile geçtiği için minnettarız...

Betül Günder