Google arama motorunda “Bakire” kelimesini arattım. Karşıma çıkanlar şöyle;

  • Bakire olup olmadığı anlaşılır mı?
  • Bakire erkek ne demek?
  • Kızlık zarı gözle görülür mü?
  • Evde bekaret testi nasıl yapılır?

Bunlar Google tarafından çok arananlar listesi. Arananlar listesinde gördüğüm ve dikkatimi çekenlerden biri de “Bakire olmayan ile evlenme”

Aslında ülkemizdeki sosyolojik durumu tamamen Google aramalarından da rahatlıkla anlayabiliriz. Hem kadınların hem de erkeklerin aradığı bu cümleler bizi düşünmeye itiyor. Şimdi düşünmeye geçmeden önce bakire ne demek ona bakalım

  • Wikipedi’deki tanıma göre Bekaret “Tecrübesizlikten kaynaklanan duygusal bir saflık”
  • TDK’nın sözlüğünde Bakire Cinsel ilişkide bulunmamış (dişi), kızoğlan, kızoğlankız, bakir ise cinsel ilişkiye girmemiş erkek olarak tanımlanıyor.

Küçüklüğümüzden beri biz kadınların sık sık duyduğu bakirelik ve kızlık zarı kavramları üzerimizde korkulacak bir durum haline gelerek büyüyor. Fakat bunun olması mı lazım. 12 13 yaşındaki kızlar bisiklet sürüyor diye “patlayacaksın” diye azarlanması mı lazım?

Freud’a göre ilkel insanların berakete verdikleri değer bizim verdiğimiz değere oldukça yabancı.  Bakirelik kavramının onlar için hiçbir değeri yok ve bu değerin kanıtı da evlilik öncesinde bekaretin sonlandırılması olarak görülmektedir.

EVLİLİK ÖNCESİ RİTÜELLER

Freud’un kaynak aldığı Crawley’in anlatımına göre evlilik sereminosi kızlığın, KOCA DIŞINDA, bu iş için görevlendirilmiş bir kişi tarafından bozulmasına dayandırılmaktadır. Crawley’in Avusturalya’daki bu çalışmaları genellikle yerli kabileler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bazı kabilelerde genç bir kızın ergenlik dönemine geldiğinde bakireliklerinin bozulması bir gelenek haline gelmiştir. Bazı kabilelerde ise ergenlik dönemindeki kız yaşlı bir kadının yanına götürülerek suni olarak bakirelikleri bozulmaktadır.

Benim en çok dikkatimi çeken detaylardan biri de evlilik öncesi yapılan hazırlıklar arasında yer alan genç kızın bakireliğinin suni bir şekilde yani bir tahta yardımıyla bozularak sonrasında önceden belirlenmiş bir sıraya göre seçilen erkeklerin kızla ilişkiye girmeleri oldu. Bazı kabilelerde kızın babası tarafından bekaret sonlandırılırken bazı kabilelerde şaman ya da din adamı tarafından sonlandırılmaktadır. Elle ya da bir nesne ile yapılan bu işlemler sonrasında genç kızlar evliliğe hazır bir hale getirilmekteydi.

Bunun neden yapıldığı aslında biraz detaylı olsa da gayet anlaşılabilir bir fikir olduğunu düşünüyorum.

Bir bakirenin kızlığı bozulduğu zaman genellikle kan akar o halde bekaret tabusunu açıklamaya yönelik ilk fikir olarak ilkel ırkların duyduğu kan korkusu temel olarak alınabilir. Bu kan tabusu cinsellikle bir bağı olmayan geleneklerde de bulunur. Örneğin öldürmeye karşı getirilen yasakların insanın kana susamışlığının önüne geçmek için koydurulduğunu savunur Freud. Örneğin adet görmek de ruhu olan bir tür hayvan tarafından ısırılmak ya da ruhla girilen ilişki olarak yorumlanır.

İlkel insanın zihni düşünüldüğü zaman Freud’un da dediği gibi bir tabu oluşmuşsa altta yatan bir korku vardır. Kadının fizyolojik olarak her ay adet görmesi, hamile kalması, doğum yapması gibi olaylar çok da o zamanın şartlarına göre açıklanacak olaylar değildir ve korku yaratır. Üstelik henüz bir aile birliği bulunmazken kabilelerde kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle yaşarken karşı cinsi tanımaları çok da mümkün görünmemektedir.

Freud ilkel insanın tehlikeden korktuğu her şeye dair bir tabu oluşturduğunu ve kadına dair oluşturduğu bütün tabuların bu korkunun dışa vurumu olduğunu savunmuştur. İlkel insanın bu korkudan kurtulmasının tek yolu, korkuyu, laneti törensel bir hale getirerek (bekareti bozma) olabilecektir. İlkel insanın yaptığı bu korkudan beslenen eylem yani bakireliği eş yerine başkalarının bozmasının zemininde kanı akan kadının erkeğe duyacağı öfke bulunmaktadır. Bu öfkeyi yönlendireceği kişinin kocası olmaması gerektiği düşünülerek, öfkesini bekaretini ilk bozan kişiye aktaracağı ve düşmanca, yıkıcı davranışını ortadan kaldırmak yatmaktadır. Erkeği ise “kadın tarafından zayıflatılmaktan, onun dişiliğinin kendisine bulaşmasından ve sonra da yetersiz gösterilmekten korktuğu için” kadının bekaretini bir başkasına bozdurmaktadır.

Bu durum kadın tarafından okunduğunda ise “koca hiçbir zaman gerçek erkek değil daima ikame bir erkektir”. Çünkü kadının sevme yetisi ile ilgili ilk sözü başka bir erkek yani baba söylemektedir. Bu noktada bekarete dair olan tabunun altında yatan niyet, babaya dair ilk cinsel ilişkiden ayrıştırılamayan “bir şeyleri yadsımak ya da gelecekteki kocayı düşmanca tutumdan korumak”tır.

BAKİRELİK KORUNMASI GEREKEN BİR ŞEY Mİ?

Peki şu an bu durum neden değişmiştir? Nasıl olur da bakirelik korunması gerekilen bir durum haline gelmiştir.  Bu noktada devreye din, kapitalizm ve metalaşma gibi kavramlar giriyor. Hristiyanlık, Müslümanlık ya da Yahudilik üzerinden bakıldığında da aynı kapıya çıkılmaktadır. Kadının ve erkeğin kendilerine na mahrem olandan koruması gerekmektedir. Günümüzde kadınların karşı çıktıkları ve mücadele etmek zorunda kaldıkları birçok sorun, din temelli kurallar neticesinde ve modern dünyanın getirdiği gizli kurallarla gelişmektedir. Kadının ve erkeğin rollerini belirleyen toplum ve kültür bir bakıma kadının sorunlarını da gizleme çalışmaktadır.  Bir de tabiki tohum ve toprak metaforu var.

Kadının ve erkeğin toplumdaki ve dünyadaki yeri çoğu halk anlatısında tohum ve toprak ile bağdaştırılmıştır. Kuran-ı Kerim’de şöyle der “Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanızı dilediğiniz gibi ekin”  Kadının rahmine ekilen tohum erkekten gelmektedir. Bu metafor sadece Kuran-ı Kerim’de değil hem İncil de hem de birçok dini öğreti de kendini göstermektedir. Bir kültürün geleneklerini ifadeler, sembol, imge ve anlam alanlarıyla belirlenir. Bu noktada kültürün kadına bakışı yani kültürel unsurlarla kadının tasviri nasıl ise gelenek ve toplum içinde de aynı şekildedir.

Örneğin siz bir televizyon reklamında kadını güçsüz bir şekilde görüşeniz beyniniz önce bunu reddedecek mücadele edecek ve zamanla bunu kabul edecektir. Bir süre sonra bakmışsınız reklamın şarkısını söylüyorsunuz.

ERKEKLERİN VE KADINLARIN GİZLİ EŞİTSİZLİĞİ
İşten çıkıp eve geldiniz
Koltuklar dolusu yorgundunuz
Gazete, televizyon…
Ödünç dünyalar buldunuz.
Tabii erkekseniz böyle.
Kadınsanız mutfağa girdiniz iş dönüşü
"Birinin yapması gerek bunları"
(o birisi, hep siz oldunuz).
Sonra Maria Mercedes iyi geldi
bir uzak akraba gibi
oturup ağlaştınız;
üstünüzde bulaşık önlüğü
ayağınızda eski terlik.
Kim bilir, belki siz de
bir gizli asilsiniz.

Üstün Dökmen, Selam, 1996