Bu topraklarda fotoğrafın serüveni, Osmanlı İmparatorluğu'nda başlıyor. Tıpkı saray ressamlığı gibi, bu dönemin fotoğrafçıları da iyi iş çıkardıkları zaman ödüllendiriliyorlar ya da belirli unvanlara sahip olabiliyorlar. Bunun da fotoğraf sanatında çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafın bu şekilde bir itibar kazanması, fotoğrafçıların özellikle farklı teknik ve çalışmalar sayesinde ödüller alması fotoğraf sanatı için önemli bir adım. Tıpkı resim sanatının rönesansının doğurduğu bazı özgürlükler gibi, bu zamanda da, Abdullah Kardeşler'in teknikleriyle öne gelmesi, diğer fotoğrafçıların bazı ilkleri bu topraklara getirmesi gibi sebepler, gelecekteki nice fotoğrafçılara umut ve azim doğurmuş olabilir!
Tarihteki ilk fotoğrafı, Fransız mucit Joseph Nicephore Niepce çeker. 1826 yılında 8 saat pozlayarak elde ettiği bu bulanık görüntünün serüveni günümüze kadar dayanır, eski zamanlarda da ilginç yerlere dokunup gelmiş bu günlere aslında. Türk fotoğrafçılığının ve stüdyoların gelişiminde büyük önem taşıyan Osmanlı Dönemi fotoğrafçıları da en az Niepce kadar ilginç hikayelere sahipler. Yüzü aşkın fotoğrafçıdan en çok ilgimi çeken 4 tanesini sizin için derledim;

Pascal Sebah (1823-1886)
Osmanlı dönemine damgasını vurmuş bir sanatçıdır kendisi. Suriyeli Katolik-Melkit bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. 1857 yılında açtığı ilk stüdyosu, Beyoğlu Tomtom Sokağı'nda, 10 numaradadır. Buraya, El Chark (Eş-Şark: Doğu) olarak Arapça bir isim verir.
1875 yılında, Pascal, Catalogue des Vues d'Egytpe, Nubie, Athenes, Constantinople et Brousse adıyla bir katalog çıkarmıştır. Katalogda Mısır, İstanbul, Bursa ve Atina'ya ait manzaralar, mimari eserler, kıyafet ve halk tipleri ve steograf görüntüler var. Ayrıca 400 fotoğraf ve 6 panorama bulunuyor. Barındırdığı konular açısından Türk fotoğraf tarihinde önemli bir arşiv kaynağı sağlıyor, geçmişe bakmamızı sağladığı için ben bu sanatçıyı ve yaptığı işleri çok değerli buluyorum. Ayrıca Sultan Abdulaziz tarafından verilmiş 3. derece bir Osmanlı Nişanı var ve bunları da fotoğraf kartlarının arkasında belirtiyor. Aslında o dönemin sanatçılarının çoğu, aldıkları ödülleri ve nişanları kartlarının arkasına imza gibi basıyorlar. Bu önemlerini ve ünlerini belirtmelerine yardımcı oluyormuş.
1881 Yılında Tomtom Sokağı'ndaki atölyenin yanması sonucu bütün negatiflerini kaybetmiş, Kahire'ye giderek yeniden atölye açsa da kısa süre sonra vefat etmiş kendisi. Daha sonra ise karısının şirket ismini Joaillier olarak değiştirip işleri büyütmesiyle de işler Abdullah Biraderlerin stüdyosunu almaya kadar ilerler.

Viçen Abdullah ve Kardeşleri
Ermeni asıllıdır. Fotoğrafçılık tarihinin kilometre taşı olarak bahsedilen Abdullah Biraderler stüdyosunun kurucusudur.
Cemaati tarafından dışlandığı belirtilir bazı kaynaklarda. Sebebini bulamadım. Bu dönem sanatçıları hakkında bilgi edinmek kolay olsa bile bazen kocaman bir bilgi kirliliği havuzuna düşebiliyorsunuz…
Alman kimyager Rabah'ın Beyoğlu'nda 274 numarada bulunan stüdyosunda başlar fotoğrafçılığa. Fildişi üzerine minyatür boyamada oldukça ustadır. Rabah Almanya'ya dönünce stüdyoyu kendisi devralır ve hikayesi böylelikle başlar. Hovsep ve Kovork adında iki kardeşi ile ortaklık kurar. 1961'den sonra isimleri Abdullah Biraderler olarak değişir. Boyama konusunda uzman olduğu söylenir. Asitli kağıtlara bastığı ve suluboya ile boyadığı fotoğrafları 5 ila 10 misli fiyatlara satılır. Fransa'da kardeşleriyle gittiği bir okulda iyice eğitim alır ve dönüşünde orada öğrendiği tekniklerle fildişi üzerine yaptığı minyatür tekniklerini bir araya getirerek fotoğraf sanatında ustalaşır.
''Devlet Büyükleri'' adında, kartvizit boyutunda bir serileri vardır ve en önemli çalışmalarından biridir bu. Sultan ise onları bu çalışmalarından ötürü ''Osmanlı Saray Fotoğrafçıları'' ilan eder.

Bahaettin Rahmi Deniz (1875-1951)
Kendisi, stüdyo açan ilk müslüman fotoğrafçı. O döneme ait yüzlerce fotoğrafçı var ama ilkler benim en çok dikkatimi çekenlerden. Çünkü eski dönem de olsa bir alanda farklı bir kimlikle içeri girmek, benimsenmek her zaman zorluk yaratabiliyor. Aslında ilk başta ticaret yapmak ister, sonrasında ise Girit'te kırtasiye açar. Sonra o kırtasiyenin avlusunu stüdyoya çevirir. Peyzajlar, günlük yaşamdan kareler gibi bir sürü alanda fotoğraf çeker. Bu da önemli bir durum, hem arşivciliği destekliyor hem de fotoğrafı stüdyo dışına çıkarıyor aslında. Girit adasının Yunanistan'a katılmasıyla İstanbul'a dönmek zorunda kalır. Çalışmalarına orada devam eder.

Naciye Suman (1881-1973)
Osmanlı döneminde ilk kadın fotoğrafçıdır kendisi. Özellikle tarihi de içine kattığımızda, Naciye Suman'ın zor bir iş başardığını düşünüyorum. Kendisi Üsküplü, eşiyle birlikte her şeyi bırakıp Anadolu'ya göçmüşler. Aslında fotoğrafçılığı ilk olarak İsmail Hakkı Bey öğrenir başka bir şehirde. Sonrasında ise cepheye gitmek zorunda kalır ve böylelikle Naciye Suman'ın serüveni başlar.
Çatı katında eşinin hali hazırda kurmuş olduğu stüdyo ile başlar işine ve stüdyo adını ''Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi-Naciye'' koyar. Sonrasında bu atölyenin arşivi kaybolur. Garip bir şekilde fotoğrafçıların arşivleri sürekli kaybolmuş o dönemlerde. Arşivcilik çok önemli zira bugünlere kadar bu kadar da olsa bilgi kalmasaydı, birileri saklamasaydı, Naciye'yi hiç tanıyamayacaktık.

Fotoğrafçıların bu serüvenleri, bu zamanlardan başlıyor ve Ara Güler, Güler Ertan, Sabit Kalfagil gibi yeni dönemde olan ve sonsuz saygı duyduğumuz, fotoğraflarına baktığımızda zaman algımızı yitirip o kadrajların içinde kaybolduğumuz sanatçılara kadar sürüyor, sürmeye de devam ediyor. Araştırmalarım sonucunda farkettiğim bir şey var ki, o dönemin sanatçıları da savaş dönemlerinde, yağmalamalarda ve çeşitli zorluklara maruz kaldıkları anlarda yaşamışlar. Fakat bir şekilde dünyanın öbür ucuna gitmek zorunda kalmış olsalar bile işlerinden ve tutkularından hiç vazgeçmemişler. Üstelik aslında basit sanılan ve imkanların çok daha zor olduğu bir dönemde, küçücük stüdyolarından başarmışlar bunu. Umutları için asla vazgeçmemiş olmaları, şu anki Türk fotoğrafçılığına ve fotoğraf sanatına yön verdi aslında ve onlar belki de bunu bilmeden bu yola başladılar. Bunu bilmeseler bile şu anki fotoğrafçılara hala ışık ve örnek olmaya devam ediyorlar.