GILGAMIŞ DESTANI / GILGAMIŞ'A ÜÇ PSİKOLOJİK NASİHAT

Yazarı bilinmeyen fakat Dünya üzerindeki ilk kitap olan "Gılgamış Destanı", M.Ö. 2600-2500 yılları arasında "Gılgamış" adında Uruk Kralı'nın destanını bize anlatmaktadır. Çok özel bir metin olmasının en önemli nedeni "insanlık tarihinde yazılan ilk metin" olması ve aşkın-ölümün destanını bize anlatmasıdır. Aşk ve ölüm tarihte ilk kez burun buruna burada gelir. Bilinçaltımızda aşkın bize acı vereceği inancı, aşk hikayelerinin "kavuşamamak" ile son bulması aslında tarihteki ilk destana atıftır.

Gılgamış, üçte ikisi Tanrı-üçte biri insan olan ve normal insanların üç katı büyüklüğünde bir kraldır. Müthiş yakışıklı ve güçlüdür. Endiku, aynı Gılgamış gibi güçlü ve büyüktür. Fakat Gılgamış'ın medeni olmamış hali gibidir; çırılçıplaktır, maymun gibi kılları bulunur ve yerden yemek yer. Bir avcı Endiku'yu ormanda görür ve Gılgamış'a haber vermek için yola çıkar. Avcı, ormanda bir yaratık gördüğünü ve çok korkunç olduğunu söyler. Gılgamış ise hareminden en güzel kızı Endiku'ya gönderir ve onu ilkel halinden medeni bir şekle büründürmesini emreder.

Metin çok ince ve detaylı bir şekilde yazılmıştır. Gılgamış'ın emrini uygulamaya giden kadının adı Yosma'dır. Yosma kendinden çok emin bir şekilde yaratığın karşısına çıkar ve ona ne yapacağını çok iyi bilmektedir. Karşısında güçlü ve konuşmayı bile bilmeyen bir ilkel vardır, korkması gerekmektedir. Fakat o, güzelliği ile Endiku'yu etkiler adeta parmağında oynatır. Yedi gün boyunca onunla yatar ve bu süre içerisinde ona yemeği el gereçleri ile yemeyi, kıyafet giymeyi, konuşmayı öğretir. Artık ilkel bir yaratık değildir Endiku ve Gılgamış'ın karşısına çıkmaya hazırdır. Endiku ve Gılgamış karşı karşıya geldiği zaman fark ederler ki ikisi de aynı güçte ve aynı boyutlarla bu yüzden birbirini rakip olarak gördükleri için vahşice dövüşmeye başlarlar. Dövüş devam eder fakat bir kazanan olmaz çünkü ikisi de tam eşittir. Yorgunluktan birbirlerinin kollarına düşerler ve o an aşka varan bir dostluk başlar.

Destanın gidişatı işte tam burada değişir ve bu ikili birlikte yola çıkmaya karar verirler. Amaçları şöhret olmak, kendi güçlerini göstermek ve yenilmez olmaktır. Korkunç, doğaüstü canavarlar ile dövüşmeleri gerekmektedir şanlarına şan katmak için. Öyle de olur ve tüm canavarları yenerler, kendilerinin yenilmez olduğunu düşünürler, tüm Uruk halkının genç kızlarını elde etmeye hazırlardır.

Fakat tüm mitolojik hikayelerde olduğu gibi bu kendine çok güvenmeleri, kendilerini çok üstte görmeleri, bu ego hali Tanrıları kızdırır. Tanrılar aralarında toplanır ve bu saygısızlığa karşı bir sonuca varırlar. Endiku ölmelidir. Endiku'ya bir düş gönderirler ve Endiku o gece öleceğini anlar, hastalanır.

Endiku düşünde öleceğini anladığında Tanrılara başkaldırır ve tabi Yosma'ya beddua etmeye başlar. Peki neden? "Eğer bu kadın karşıma çıkmasaydı ölüm korkum olmayacaktı. Aynı hayvanlar gibi her şeyden habersiz bir şekilde yaşamıma devam edecektim. Medenileşmezdim, insana dönüşmezdim, Gılgamış ile hiç karşılaşmayacak ve dolayısı ile şu an ölmeyecektim." Bu bedduaları duyan Güneş Tanrısı Şamaş ise hiddetle seslenir Endiku'ya"Bu kadına lanet okuma, tabi öleceksin tüm insanlar ölür ama bu kadın sana asla sahip olamayacağın şeyleri verdi. Aşkı keşfetmeni sağladı, insan olmanı sağladı, medeni oldun ve müthiş maceralar yaşadın. Seni o ilkel halinden bu hale getiren kadına beddua etme" der.

"Ah" der Endiku. "Bir kere girenlerin çıkamadığı karanlık eve girecek, dönüşü olmayan yoldan gideceğim." Çok eski zamanlardan bir metin olmasına rağmen bu cümle ile hiç tanımadığımız bu yazarın ne kadar derinlikli biri olduğunu gösteriyor. "Dönüşü olmayan yol", ölüme giden yol artık kişinin bu dünyadan kopuşu ve yolun tek taraflılığını vurgular, bu dünya ile köprüleri çoktan atmışızdır. Hayatla alakalı ölüm deneyimimiz de işte tam olarak böyledir, anılarımız geri gelemez ve ölüm de bizi bir daha geri getirmeyecektir.

Gılgamış kollarında ölen dostunun yüreğini yoklar fakat artık çok geçtir, Endiku ölmüştür. Gılgamış aşk ve ölüm duygusunun tezatlığını işte o an fark eder. Büyük bir egoya ve güce sahip olduğu için kendine şu soruyu sorar "Bende mi öleceğim yani?". Gönlünü üzüntü kaplar ve ölümsüzlüğü bulmak adına tek başına yola koyulur. Önce şan şöhret, güç ve fetih ile çıktıkları bu yolu bu sefer tek başına ölümsüzlüğü bulmak adına çıkar.

GILGAMIŞ'A ÜÇ PSİKOLOJİK NASİHAT

NARSİSTLİK SANA MUTLULUK GETİRMEYECEK

Narsistlik, en basit tanımı itibari ile dikkat çekme ve herkesin kendine hayran olmasını isteme hastalığıdır. Kişinin kendi zihinsel benliğine duyduğu hayranlığın kendine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Gılgamış, kendi gücünün ve görüntüsündeki heybetin farkındadır. Fakat o kadar egoludur ki; Endiku ölünce bile onun kollarında çürümesini, çirkinleşmesinden korkar. "Ben de mi öleceğim yani?" diye telaşa kapılır. "Ben de mi?" demesi bile aslında Gılgamış'ın kendini ölümden bile üstün görmesinin ve dolaylı olarak narsisizmin ne kadar yoğun yaşadığının göstergesidir. "Ölüm korkumuz, kendisini onurlandıracak olan kralın, huzuruna çıkan çobanın, titremesinden başka nedir?" Yaşamla ölüm birdir, nehirlerin denize akması gibi bizi akışta ödüllendirecek geri dönülmez yoldur. Sen bile öleceksin Gılgamış fakat bir zamanlar egonun kurbanı olduğundan pişmanlık duymayacaksın.

Gılgamış'a ve bize verilecek en güzel psikolojik nasihatlardan biri kişinin kendini hiçbir şeyden üstün görmemesidir. Her canlı özel ve eşsizdir. Kimseden üstün ya da aşağı değilizdir. Egomuzun kurbanı olup kendimizi üstün görmek ne kadar zehirli ise, kendimizi yok saymak ve ezdirmek o kadar zehirlidir. Kişi eşsiz olduğunun ve her canlının da aynı eşsizlikte olduğunu bilmelidir.

YAS SÜRECİNİ ÖLÜMSÜZLÜK ARAYARAK HARCAMA

Gılgamış ölümsüz olmayacaktı ama Endiku'nun ardından yola ölümsüzlüğü bulmak için çıktı. Bu yolculuğa çıkması yas sürecini değerlendirmek için ona daha fazla zarar verecekti. Kimse ölümsüz olamaz, kimse edindiği gücü uzun süre elinde tutamaz. Sevdiğimiz kişileri kaybetmek bize dayanılmaz acılar katsa bile, acı çekmek bizim seçimimizdir. "Acı, hasta benliğimizi iyileştirmek için kullanılan tatsız bir iksirdir."

Gılgamış acısını yaşamak yerine onu içine atıp yollara düştü. Her acı yaşanmalıdır. Her üzüntü tadılmalıdır. Aynı mutluluklar ve sevinçler gibi hayatımızda acılar olmalı ve bize dersler vermelidir. Acıları yaşamadan içimize atarsak eğer, daha sonra hayatımıza negatif yönde etkilerini görebilir belki de başka bir zaman içinden çıkamayacağımız nevrotik düşüncelere bizi itebilir. Her duygu, o an yaşanmalıdır. İçimize atarak ve kaçarak duygulardan kaçamayız.

GÜÇ VE İTİBAR KAZANMAK İÇİN ŞİDDET BİR YOL DEĞİLDİR

"Zevk, özgürlüğün kendisi değildir ama özgürlüğün şarkısıdır." Hayattan zevk almak için illa şöhret veya fiziksel güce sahip olmaya gerek yoktur. Gılgamış bütün heybetini ve gücünü yalnızca korkunç canavarları yenmek adına kullandı ve sonunda mutsuz oldu çünkü istediği bu değildi. Fiziksel güç ona mutluluk ve şan getirdi ama sadece anlık bir mutluluktu.

İnsan özgür olmak ve güçlü olmak istiyorsa arzularının peşinden gitmelidir. Kimine göre bir kitap okumak bile zevk verir, kendini kitabın içinde özgür hisseder. Kimi ise yalnızca başkaları üzerinde güç kullanmayı özgür olmak zanneder. Başkalarını yenerek güçlü olamayız, mutluluğu bulamayız. İnsanın bütün gayesi yalnızca içindeki ego savaşında galip gelmek üzerinedir.

DESTANIN SONU / SON SÖZ

Ölümsüzlük arayışında olan Gılgamış, elbette ölümsüzlüğü bulamaz; sonunda şehrinin yüksekçe bir yerine çıkar ve destanda anlatılana göre şehir mükemmeldir onu izlemeye başlar. Elinde ne ölümsüzlük ne de yanında biri kalmıştır. Destan burada son bulur. Destanın sonunda bir mesaj verilmez. Gılgamış'ın aldığı ders yorumlanmaz. Yazar, destanı tam burada keser ve belki okuyucunun tam buradan bir şey çıkartmasını bekler.

Destanın, yer yer mitolojik ve gerçek dışı olaylara dayanması kesin bir tavır içerisinde Gılgamış üzerinden psikolojik tahlil yapmamıza olanak sağlayamaz. Fakat okuduğumuz ve dinlediğimiz her şey insan için, bu yüzden tarihten kopup gelen Gılgamış ile, yaşayan tüm insanlığa üç nasihat vermek olanaksız olmadı.

"Korktum ve gözlerimi Ay'a kaldırdım.

Yakardım ve yakarılarım tanrılara ulaştı.

İmdi, ey Ay Tanrısı Sin,

Koru beni."

GILGAMIŞ

KAYNAKÇA

GILGAMIŞ DESTANI - LUC FERRY https://www.youtube.com/watch?v=1HbW1B8ksis&feature=youtu.be

NASİHAT KISMINDA BULUNAN ALINTILAR - Halil Cibran - Ermiş&Gezgin Kitabı Sayfa 46-54-67 Ulak Yayınları (2016)