Bilinmeze olan ilgim ve anlamsız ısrarım, beni konu seçerken yönlendiriyor aslında. Doğu sanatı hakkında hiçbir zaman batı sanatı kadar bilgi edinemeyişimiz de beni bu yazıyı yazmaya iten sebeplerden biriydi. Çünkü bildiğimizi sandığımız aksine, bu coğrafyada bilinen bazı olgular, şu an hala salt gerçeklik olarak sanat dünyamızda yerini almaktadır.
Doğu sanatıyla ilgili çok geniş kapsamlı yazılar, sayfalarca süren makaleler, hatta kitaplar hazırlanabilir fakat ben herkesin hala üzerinde konuştuğu ve mutlak bir gerçeğe varamadığı renklerle girmek istiyorum konuya. Çünkü bu coğrafyanın sanatında kullanılan renkler, insanların hayatına, inanışlarına, umutlarına yerleşmiş durumda. İnsanlar renklerden güç alarak yaşıyorlar hayatı aslında. Gördükleri renklere göre yorumluyorlar kaderlerini. Biz bir manzaraya baktığımızda biçimsel bir huzur ararken, onlar o manzaranın paletinde huzuru buluyorlar diyebiliriz buna.

''Örneğin su; ne kadar alçakgönüllü, ne kadar boyun eğici ve yine de sert kayaları aşındırıp bitiriyor, ne kadar berrak, soğuk, sakinleştirici ve susamış topraklara yaşam veriyor; ya da dağlar: ne kadar güçlü ve muhteşem ama yine de yamaçlarında ağaçların büyümesine izin veriyor. Belki de bu, Çin' de dinsel sanatın Buda' ya veya başka Çin bilgelerine ilişkin efsanelerin anlatılmasında niçin az kullanıldığının ve Ortaçağın Hıristiyan sanatından farklı olarak, belirli bir öğretinin önemi için değilde, meditasyonu uygulamaya yardımcı olsun diye kullanılmasının nedenidir.''
Sanatın Öyküsü:Sayfa 150
 Ortaya alakasız bir örnek atmış gibi dursamda, renkleri anlatmadan önce biraz doğu sanatı dediğimiz şeyin yapılış amacına değinen ufak bir örnek bırakmak istedim aslında. Çünkü renklerin bu sanatta bu denli önemli olmasının sebebinin, üstte anlatılan sebep olduğunu düşünüyorum. Doğanın ve hayatın bu denli tasvir edilme çabası, renkleri de kutsal kılıyor doğru orantıda. Çünkü doğa biçim ve renk ahengiyle harmanlanmış müthiş bir armonidir bir çok sanat akımı için. Doğu sanatı da bunu kabullenmiş gibi görünüyor bana.
 Peki nedir bu renkler? Tabi ki de günlük hayatta olduğu gibi ''renkler ve zevkler tartışılmaz'' paradoksu yaşamıyorlar ne kadar bireysel ve ruhsal özgürlüğü savunsalar da. Özellikle Budizm'den yayılmış bir renk bilgisi ve anlamı var uzak doğuda. Her rengin bir anlamı ve temsil ettiği bir ruh hali var. Bu temsiliyetlere göre de tasvir ettikleri hayvanlar, efsaneler, peyzajlar hatta heykeller var. Bazı renklerin şans getirdiğine, kötü ruhları kovduğuna, onları güçlendirdiğine ve onları zehirlediğine bile inanıyorlar. Bu inanç gittikçe sanatlarına da yayılıyor. İnançlarını tamamen sanatlarına işlemiş olmaları da kültür bağlılığından kaynaklanıyor. Avrupa' daki gibi bir reform söz konusu olmuyor tabi ki. Her ne kadar ruh ve bireysel özgürlük ön planda gibi dursa da aslında hep bir kalıbın içinden yürüyorlar o bahsettikleri ışığa doğru.
 Uzak doğu sanatından bahsederken fark ettiyseniz inançlarından bahsetmemek mümkün değil. Her şey inancın yol açtığı ve öğreti olarak sunduğu kaynaklardan yayılıyor bu sanata. Kültürlerindeki katılık yüzünden de  bu alanda, sanki uzun ve sonunda ışık olan bir borudan geçercesine geçiş yaşıyor nesilden nesile. Sonda ışık var, ama ışığa uzun bozkılardan, büyülü ormanlardan, sonsuz ufuklardan geçerek varabilecekken kendi kendilerine yaptıkları bir dar borudan geçerek varıyorlarmış gibi hissettiriyor her zaman bana.


  ''Renk ve renkler, tarihin en eski dönemlerinden bu yana insanlığın dikkatini çekmiş, varlıkları tanıma ve kategorize etmede en çok yararlanılan hususlardan biri olmuştur. Zira “bir nesneyi-veya en geniş anlamda, bir fikri- bir diğerinden ayırt etmek için kullanılan en kolay yol, renktir” (Kanat 2001: 147). Zaman içinde, sadece varlığı tanımada bir yardımcı gösterge olmanın ötesinde, renklerin insanların ruh dünyasıyla da ilgili olduğu anlaşılmıştır. Bugün modern bilim, insanın psikolojisi, kişiliği ve ruh dünyası ile renkler arasında kesin bağların olduğunu ortaya koymuştur. Bütün bunlara bağlı olarak renkler insanların tedavisinde ve manen rahatlamasında da sıklıkla kullanılmıştır. Her insanın tercih ettiği bazı renkler vardır. Bir çoğumuz bu seçimimizin nedenini bile bilmeyiz. Oysaki, renkler üzerine yapılan araştırmalar bunun bilinçsiz bir tercih olmadığını gösteriyor; çünkü renkler, sağlığımızdan karakterimize kadar pek çok alanda ruh dünyamızı etkilemektedir. Dolayısıyla, farkında olmadan seçtiğimiz renkler, aslında bazen sağlığımız bazen de ruh halimizi ortaya koyan ipuçları vermektedir. Martin Lings renklerle ilgili olarak şunları söylemektedir: “Her rengin geniş bir anlam bileşimi olduğunu hep akılda tutmalıyız.” (Lings 2003:46)''
 Şimdi işin bilgi kısmına gelecek olursak, herkesce kabul edilmiş ve uzak doğu sanatında da kullanılmış renk anlamlarına değineceğim; kırmızı: güç, daha fazla enerji ve tutku pembe: aşk, feminenlik ve eğitim, turuncu: yaratıcılık, öz farkındalık ve değişim, sarı: bilgelik, öğrenme, umut ve mutluluk, yeşil: fiziksel iyileşme, fiziksel kabiliyet, doğa ve ilgilenme, mavi: duygusal iyileşme, iç huzur ve meditasyon, mor: ruhani olan herşey, ruhani odaklanma siyah: derin düşünce, gizem  anlamlarına geliyor. Bunlar çakralara göre de ayrılıyor ve çakralarda ki kısmı da şu şekilde; kök çakra: kırmızı , sakral çakra: turuncu, solar plexus çakrası: sarı, kalp çakrası: yeşil, boğaz çakrası: mavi, üçüncü göz çakrası: indigo, taç çakra: menekşe rengi.


  Bu renklerin kullanım alanları çok değişiyor  tabi ki. Ben genelde  salt bilgiyi verip geri kalanı izleyicinin yorumlamasını seviyorum. Yani renk bilgilerini verdikten sonra resimleri kaynakları araştırarak okuma yapabilirsiniz aslında. Ama yine de bana ilginç gelen bir kaç temsili paylaşmak istiyorum renklerin içine karıştığı.
  Bunlardan ilki şu , tıpkı renkler gibi, bu kültürde bazı hayvanlar kutsal ve ya imge olarak kullanılıyor. Koi balıkları, kaplanlar, yılanlar, kaplumbağalar, ejderhalar. Öncesinde her hayvanın belirli bir ruh hali yansıttığı bilgisi vardı zihnimde fakat sonra fark ettim ki her hayvan da rengine göre iyi ve kötüyü temsil ediyor. Bazı ejderler bilgeliği ve hayatın döngüsünü, bazıları kötülüğü, bazı koi balıkları şansı ve bazıları da kötü şansı temsil edebiliyorlar. Bunlar da renklerine göre yorumlanıyor aslında.
Örneğin;  Siyah renk maskülenliği, altın rengi refahı ve işlerin yolunda gitmesini, mavi renk huzuru, kırmızı renk gücü temsil eder Koi balıklarında.


Renklerinin tam zıttı renginde, tam başının üstünde bir benek olan Koilere ise Tancho Koi deniyor araştırdığıma göre. En çok reva gören/ilgi çeken türlerden biri imiş. Hem Japonya bayrağının rengini oluşturabildiği için, hemde kendinin tam zıttı renginde bir Koi ile bir araya geldiğinde doğanın dengesini somut olarak temsil edebildiği için.
 Bunun dışında turuncu ve altın sarısı rengin karışımında bir renk hep heykellerin genel renklerinde kullanılır. Bunun sebebi sadece o renk olması değil elbette, bunu kesin olarak bilmiyoruz ama turuncu/altın sarısı rengin yaygın kullanılması onlara verdiğine inandıkları enerji yüzünden. Her kültüre, yaşayışa veya inanca göre de renk kullanım baskınlıkları azalıp çoğalıyor. Ayrıca mandala sanatında da kişinin kullandığı içgüdüsel bir renk skalası vardır. Bu renk skalası da o an ki psikolojik durumu ve hali simgeler. Aynı şekilde seçilmiş ve asılmak için alınmış olan mandalalar da ön ayak olur buna.


 Uzak doğuda biçimden çok rengin bu denli öneminin vurgulanmasının, kendi kültürlerindeki iç huzura inmek, ruhani özgürlük ve doğalarıyla olan baş başa kalınışla alakalı olduğunu düşünüyorum. O zaman ki sanatçılar saatlerce, senelerce doğayı izlermiş ve her şeyi teker teker ezberledikten sonra aktarırlarmış o iki boyutlu büyülü alana. Bu da biçimi sıradan, rengini ise ilgi çekici kılıyor sanatçı içinde izleyici içinde. İzledikleri ve ilham aldıkları doğal yapının renk armonisi de çok çeşitli olduğundan, kendi iç dünyalarına dönüşü, her insanın kendi benliğinde ki temel duyguları ve hisleri çok güçlü yansıtıyor, böylelikle de temel psikolojik kavramlara bile kolayca erişebilmişler. Rengin ve sanatın nasıl her insanın içine işleyebildiğini görüyoruz burada. Buda'nın öğretilerinin yer aldığı bir kitapta okuduğum gibi aslında, kendini görmek, dünyayı görmektir. Onlar da kendi ruhlarının dalga boylarında gezerken bunca felsefeyi sanatla birleştirip, dünyayı böyle görmüşler.