İnsan olmak... Çok zor olmasa gerek, değil mi? Ama biz insanların en iyi olduğu konulardan biri işleri zorlaştırmak bence. Geçmişe dönüp baktığımızda yıllarca süren savaşlar, soykırımlar, bitmek bilmeyen açlığımız, şiddet, yağma, tecavüz, istismar, tüketim, hayvanlara yaşattıklarımız ve gerçekleştirdiğimiz diğer birçok kötülük bize hala ders olmuyor. Benimse aklıma şu soru geliyor: Çağlar değişiyor, kavimler, medeniyetler değişiyor, teknoloji gelişiyor, soylar tükeniyor, mevsimler değişiyor... Peki değişmeyen ve bu süreçlere şahit olan kimdir? Cevap net: Biz insanlarız. Biz 'Homo Sapiens'leriz. Bizi bu hale getiren etkenler neler? Güç mü? Otorite mi? Para mı? Hırslarımız mı? Belki de hepsi.
Tarihteki birçok olay ve çalışma insanların davranışları hakkında bize oldukça fazla ve şaşırtıcı bilgi veriyor. Her birinden bir yazıda tek tek bahsetmemiz imkansız olsa da beni etkileyen bir psikolojik deneyden ve bir sanat performansından bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki, 1971 yılında gerçekleştirilen Stanford Hapishane Deneyi.
Philip Zimbardo bir psikolog ve Stanford Üniversitesi'nde profesördür. Bir grup araştırmacı ile birlikte gardiyanlık ve mahkumluk rollerinin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini incelemek için bir deney tasarladılar. Kendisi bu deneyde aynı zamanda hapishane müdürü rolündedir.
Bu deney için gazeteye ilan verdiler. İlanda günlük 15$ kazanmak ve 1-2 hafta sürecek psikolojik bir çalışmada yer almak isteyen erkek öğrenciler aranıyordu. Yetmişin üzerinde gelen başvuru içerisinden yirmi dört katılımcı seçtiler. Öğrencileri mahkum ve gardiyan grupları olmak üzere rastgele iki gruba ayırdılar. Aradan zaman geçtikten sonra bir gün sabaha karşı polis araçlarıyla mahkum rolündeki öğrencileri tutuklayıp deney alanına getirdiler. Üniversitenin bodrum katında oluşturdukları sahte hapishaneye mahkumları yerleştirdiler. Bir hapishanede olması gereken her şey hazırdı. Katılımcılar rollerine çok hızlı bir şekilde adapte oldular. Gardiyan rolündeki katılımcılar ilk günden mahkumlara psikolojik ve fiziksel işkence yapmaya başladılar. Davranışları oldukça vahşileşmeye başladı. Mahkumlar ciddi ruhsal çöküntüler yaşamaya ve sinir krizleri geçirmeye başladılar. Çoğu mahkum, rollerine kendilerini o kadar kaptırmıştı ki rüyalarında bile bu hapishaneden çıkamayacaklarını, ömür boyu burada işkence göreceklerini ve hapishaneden kurtulamayacaklarını görüyorlarmış.


Şiddet ve istismar arttıkça hapishane müdürü rolündeki Zimbardo da kendini rolüne iyice kaptırdı. Asistanının müdahalesiyle içinde bulunduğu durumu fark ettiğinde birkaç hafta sürmesi beklenen deneyi altıncı gününde sonlandırmaya karar verdi.

1971'de gerçekleştirilen deneyin üzerinden yıllar geçti. Günümüzde deneyle ilgili yeni ayrıntılar çıksa da şunu görüyoruz ki insanlara uygun ortam ve yeterli güç, otorite verilince insanlar bu ortama çok hızlı uyum sağlayıp zalim insanlar haline gelebiliyorlar. Acıma, merhamet ve empati duygularını kaybediyorlar. İzlemek isteyenler için filmi de var.
İkinci olarak da Marina Abramovic'in bir performansından bahsetmek istiyorum: RHYTHM 0. Şunları soruyorum: Eğer kaderini başkalarının eline verseniz, kendi adınıza karar veremeseniz, olaylar karşısında 'hayır' diyemeseniz ve devamlı başkalarının düşüncelerini önemseyip buna göre yaşasaydınız neler olurdu? İşte Marina Abramovic bunu çok acı ve net bir şekilde bize gösterdi.



Marina bir sergi salonun ortasında durdu ve önüne 72 farklı obje içeren bir masa yerleştirildi. Bu objelerin arasında jilet, silah, gül, üzüm, ip gibi farklı amaçlar için kullanılabilen objeler de bulunmaktaydı. Sanatçı, kıyafetinin üzerine ''6 saat boyunca burada duracağım. Bana istediğinizi yapabilirsiniz. Her şeyden ben sorumluyum.'' yazılı bir not iliştirmişti. Başta insanlar ona gül verdiler, kek yedirdiler, yanaklarından öptüler, saçlarını taradılar.

Sonrasında olaylar farklı gelişti. Seyircilerden biri ona tokat attı. Marina tepki vermedi ve kimse ses çıkarmadı. Bundan güç aldı ve arka arkaya ona tokat atmaya başladı. Cesaret alan diğer seyirciler makasla elbiselerini kestiler, derisine jiletle yazılar yazmaya başladılar. Boynunu kesip kanını içen de vardı, taciz eden de, tecavüz etmeye çalışan da...
Marina hiç birine tepki vermedi ve olaylar çığırından çıktı. Seyircilerden biri masadaki silahı alıp Marina'ya doğrulttu. O sırada galeri müdürü silahı adamın elinden alıp gösteriyi bitirdi. Zira silah doluydu ve gözü dönmüş seyirciler Marina'yı vurmaktan çekinmezlerdi. Gösteri bittiğinde de ona elbise giydirip göz yaşlarını sildiler. Marina hareket etmeye başladığında herkes kaçışmaya başlamıştı. Bu vahşeti yaşattıkları insanın bir canlı olduğunu, iradesi olduğunu görmek onları korkutmuş olmalı.

İnsanlar sırf 'yapabiliyorlar' diye ona işkence ettiler. Tepki vermiyor, susuyor, hayır demiyor diye her istediklerini yapabilme hakkını kendilerinde gördüler. İşin acı tarafı onları durduran bir başkası çıkmadı. Cesaret aldılar ve vahşiliğin dozunu arttırdılar. Onun ağlaması, titremesi hiçbirinin umurunda olmadı. Hatta onu öldürmeye bile kalktılar. Ve yine müze müdürü dışında seyircilerden kimse bu olayı sonlandırmaya yeltenmedi. Gücü, vahşet ile özdeşleştirip ses çıkartamayacak insanlar üzerinde kullanmaktan hiç çekinmediler ama ne zamanki 6 saatlik gösteri bitti ve o bir adım attı herkes ondan kaçmaya başladı. Yarattıklarından yüzleşmekten kaçtılar.
" Gösteriden sonra otel odama dönüp aynaya baktığımda saçımın belli bir bölümünün beyazladığını fark ettim."
Marina Abramoviç
Bu iki örnekte de görüldüğü gibi değişen şartlara insanlar çok çabuk uyum sağlayabiliyorlar. İmkan verildiğinde ve uygun ortam sağlandığında sınırlarını aşarak gerçek benliklerini ortaya çıkarıyorlar. Bu yazıyı okuyan sen sevgili okuyucu, belki de şu anda şöyle düşünüyorsundur: Aynı durumlarda ben olsaydım öyle yapmazdım, yardım ederdim, iyi davranırdım, kötü bir insan olmazdım ancak biz kendimizi aslında o kadar da iyi tanımıyoruz. Sınırlarımızı bilmiyoruz, derinliklerimizde neler var farkında değiliz. Bu örneklerdeki insanlar da senin benim gibi düşünen insanlardı ve sonunda bambaşka insanlara dönüştüler.
Acaba biz olsaydık gerçekte nasıl davranırdık? Cevaplaması zor bir soru, değil mi?
Sağlıklı günler dilerim.
KAYNAK:
https://en.wikipedia.org/wiki/Rhythm_0
https://www.imdb.com/title/tt11324260/
https://tr.wikipedia.org/wiki/Stanford_hapishane_deneyi
https://saltonline.org/tr/738/rhythm-0-marina-abramovic
https://nedenvekim.blogspot.com/2021/02/insanlk-ve-olmayan-snrlar.html

