Pierre-August Renoir, 1841’de Fransa’da doğdu. Küçük yaşta yeteneğini fark eden ailesi onu bir porselen boyama atölyesine verdi. Çin porselenleri üzerine çiçek süslemeleri yaptı. Işık ve parlak renkler konusunda tecrübe kazandı [1]. Burada çok başarılı olan Renoir, zamanla tekdüzelikten sıkıldı ve sık sık Louvre’un galerilerini ziyaret etmeye başladı [2]. Daha resmi bir sanat eğitimi almak istedi ve Paris’te dönemin en önemli kurumu Ecole des Beaux Arts’a (Güzel Sanatlar Akademisi) girmek için hazırlanmaya başladı. 1862’de bir yandan Akademi’deki eğitimine devam ediyor, bir yandan da İsviçreli ressam Charles Gleyre’in atölyesinde çalışıyordu [3]. Gleyre, akademinin geleneksel yaklaşımını benimsemiş, 19. yy neoklasik ressamlarından biriydi. Renoir aynı anlayışı paylaşmasa da temel eğitimi için onunla çalışmaya devam etti [3]. Orada, daha sonra birlikte izlenimcilik akımına öncülük edeceği arkadaşları Alfred Sisley, Frederic Bazille ve Claude Monet ile tanıştı [2]. Onlar klasik resime tamamen karşıyken Renoir biraz daha ılımlı yaklaşıyor, özellikle büyük ustaların eserlerini inceliyordu [1]. 

Etkilendikleri: Romantizm ve Realizm

Renoir, ilk yıllarında diğer bütün izlenimciler gibi "Ben gördüğüm şeyi resmederim, başkalarının görmek istediği şeyi değil." diyen ve popüler algılara meydan okuyan Edouard Manet'nin (1832-1883) üslubunu örnek almıştı [3]. Ayrıca romantik ressam Eugène Delacroix’in (1798-1863) renkleri kullanma biçiminden ve renklerin optik etkileri üzerine çalışmalarından etkilenmiştir. Güçlü bir kırmızı kullandığında akademide kendisini “yeni bir Delacroix olmaması” konusunda uyaran hocasının sözleri üzerine tam aksine bu renk yaklaşımına daha çok önem vermiştir. [4]. Fikirlerine değer verdiği bir diğer sanatçı ise realizmin öncüsü kabul edilen Gustave Courbet (1819-1877) idi. Courbet, romantizmin süslü ve abartılı kompozisyonlarını resmetmeyi reddetmiş, toplumun içinden gerçek kişileri gerçek ortamlarında tuvale aktarmıştır [5]. Renoir hiçbir üsluba bağlı kalmamış, pre-empresyonizm ve klasik akım arasında bir bağlantıyla kendi özgün tarzını oluşturmuştur. [2,6] 

İzlenimcilerle geçirdiği yıllar

Renoir, akademide okuduğu yıllarda maddi açıdan zor bir yaşam sürüyordu. Geçinmekte zorlanan Monet’le birlikte Paris'te izlenimciliğin doğduğu yer olan Seine ırmağı kıyısında resim yapıyorlardı. Çizdikleri resimler ve fırçayı kullanma tarzları oldukça benzerdi [1].

O dönem tıp okuyan ve boş vakitlerinde Gleyre’in atölyesine gelen arkadaşları Frederic Bazille, varlıklı bir aileden geliyordu. Monet ve Renoir’e para konusunda sık sık yardım etmiş hatta kendi kiraladığı bir atölyeyi onlarla paylaşmıştır [4]. Bazille daha sonra tıp sınavlarında başarılı olamayınca 1864 baharında Paris’e dönmüş, atölyesi de Cafe Guerbois’ten (izlenimcilerin buluşma noktası) sonra avangard sanatçıların toplanma yeri olmuştur [4]. 

O yıllarda sanat öğrencileri sık sık Paris'e yakın Fontainebleau ormanına giderdi. Ormanda çizdikleri manzara eskizlerini, resimlerinin arka planı olarak kullanırlardı. Ancak özellikle Renoir’in izlenimci arkadaşları bu manzaraları başlı başına bir resim olarak tuvale aktarma fikriyle başlayan 'en plein air (açık havada resim yapma)' anlayışına yoğunlaşmışlardı. Renoir, bu fikri tam anlamıyla benimsememiş olsa da arkadaşlarına katılmıştır [4]. Manzara resimleri de yapmasına karşın, arkadaşlarıyla karşılaştırıldığında kariyerinde genel olarak insan betimlemeleri ağırlıktadır [1].

Renoir renkleri kullanmayı sevse de erken dönem resimlerinde koyu renk gölgeler yaratmak için katranlı bir boya kullanıyordu. Fontainebleau ormanına gittiği zamanlarda, uzun zamandır orada çalışan Barbizon Ekolü ressamlarıyla tanıştı. İçlerinde örnek aldığı Gustave Courbet’nin de bulunduğu bu ressamlar Renoir’e koyu renkler kullanmamasını önerdi. Renoir’in geç dönem resimlerine bakıldığında yumuşak, parlak canlı renkler görülür [4].

“... bir sabah siyahımız kalmamıştı yerine lacivert kullandık, işte o an izlenimcilik doğmuştu.”

1864 yılında ilk önemli başarısını elde etti. Dönemin otoritesi olan ve izlenimcilerin yeni yöntemlerini yadırgayan Akademi, onun Victor Hugo’nun Notre Dame de Paris eserinden esinlenerek yaptığı “La Esmeralda” eserini o yılın Salon sergisine kabul etti [1,2]. 

İlk doğduğu yıllarda izlenimcilik sanat çevrelerinin desteğinden yoksundu ve Renoir de eserlerini satamıyordu. Zamanla izlenimcilik büyümeye ve takdir görmeye başladı.1870’te Almanya-Fransa savaşı çıktığında savaşa katılan Renoir, hastalanıp tekrar ülkeye döndü. Kaldığı yerden resim yapmaya devam etti [2].

1874 yılında Renoir’in eserleri hak ettikleri ilgiyi görmeye başladılar. Aynı yıl Monet, Pissarro, Cezanne and Degas gibi isimler ilk bağımsız izlenimci sergiyi düzenlediler. Renoir’in de 6 eseri sergide yer aldı [6]. 

Empresyonist dönemine ait bugün de en çok bilinen başyapıtları Loca (1874), Le Moulin de la Galette’de Dans (1876), Madame Charpentier ve Çocukları (1878) gibi eserleridir [3]. Özellikle Le Moulin de la Galette’de Dans Renoir'in ışık ve gölge üzerine çalışmalarındaki ustalığının belki de zirvesidir. Diğer izlenimci eserlerde olduğu gibi Renoir’in eserlerine de yakından bakıldığında pek bir anlam ifade etmez, belli bir mesafeden sonra resim bir bütün olarak anlaşılır. Diğerleri gibi serbest ve şekil kaygısından uzak bir üslup geliştirmiş olsa da klasik düzenlemelerden tamamen vazgeçmemiş; ten, yüz hatları ve giysiler gibi ayrıntılarda daha belirli sınırlar içinde çalışmıştır [4].

İtalya gezisi ve izlenimciliğin reddi

Maddi durumu düzelen Renoir, bir süreliğine Paris’ten uzaklaşmak istedi. 1881’de Cezayir ve İtalya’yı kapsayan bir geziye çıktı. Burada Michelangelo, Titian, Raffaello, Bernini gibi ustaların eserleri karşısında büyülendi. Renoir’in üslubundaki ve hayat görüşündeki ciddi değişimin başlangıcı oldu bu yolculuk [4]. O güne kadar zorlukla elde ettiği başarıyı kaybetmenin de korkusuyla Paris’e döndüğünde izlenimcilere biçilen devrimci rolü kabul etmediğini açıkladı. İzlenimciliğin onu “götürebileceği yere kadar götürmüş” olduğunu söyledi. Yeni yöntemler keşfetmek istiyordu ve bu sebeple eserlerinden memnun değildi. O sıralarda Cezanne’nin yeni bir resim dili geliştirmeye çalışma çabalarına tanık oldu ve izlenimciliğin onu yanlış yöne götürdüğüne emin oldu [4]. Manzara resimlerine odaklanan izlenimcilerin aksine kariyeri boyunca figürlere ve portrelere ağırlık vermiş olan Renoir, “Doğrudan doğadan resim yapan sanatçı aslında yalnızca anlık etkilere bakar, yaratıcı olmaya çalışmaz ve sonuçta resimleri tekdüze hale gelir.” demiştir [4].

Klasik resme olan hayranlığından hiçbir zaman vazgeçmeyen Renoir, İtalya gezisi sonrası bu düşünceye ağırlık vermiş hatta “klasiğin dışında hiçbir şey olmadığını” söylemiştir. Ancak Renoir girdiği bu yeni süreçte desteğini kaybetmiş, eserleri beğenilmemiş, yine resimlerini satamaz hale gelmişti. Paris'ten uzaklaşmak için gittiği Güney Fransa'nın gün ışığı dolu aydınlık ortamında yaşamaya başladıktan sonra klasisizme olan ilgisi tekrar azalmıştır [3].

Böylelikle akımlarla arasına mesafe koymuş, özellikle çıplak insan figürleri ve çeşitli doğal ev sahnelerini resmetmiştir [3].

Yapay kusursuzluğu takıntı haline getirdiği bu dönemde Fransız sanatının, büyüsünü ve hayal gücünü yitirdiğini düşüyordu. Bu sebeple kendisi gibi düşünenlerle birlikte “Düzensizler” isimli bir topluluk kurmaya girişti. “Sanatın Grameri” adlı manifestosunu yazdı. Ancak bu çabalarından önemli bir sonuç elde edemedi [4].

İlerleyen yıllarda çeşitli sergilere katılmaya devam etti. Ne var ki sanatında aradığını tam olarak bulamamış ve tatminsiz hale gelmişti. 1890 yılında Aline Chargot ile evlendi [3].

1892’de eklem romatizmasına yakalanmasıyla güçten düştü. Ama resim yapma tutkusundan hiç vazgeçmedi. Son dönemlerinde ellerini ve omzunu bile tam olarak hareket ettirememesine rağmen birilerinin eline tutturduğu fırça ile çizdi. Ayrıca bu son döneminde heykel çalışmaları da yapmıştır. 1919’da ölmeden hemen önce ustaların eserlerini görmek için yine Louvre’u ziyaret etti [2]. Eserlerinin gençken hayranı olduğu ustalarınkinin yanında asılı olduğunu gördükten sonra huzur içinde hayata gözlerini yumdu [3].

Kaynaklar

1. https://turkishpaintings.com/index.php?p=59&l=1&modPainters_artistDetailID=388

2. https://en.wikipedia.org/wiki/Pierre-Auguste_Renoir

3. Grzymkowski, Eric. Sanat 101. İstanbul: Say Yayınları, 2015.

4. Hodge, Susie. Renoir 500 Görsel Eşliğinde Yaşamı Ve Eserleri. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.

5. https://www.oggusto.com/sanat/sanatci/gustave-courbet-hayati-eserleri-ve-bilinmeyenleri

6. https://surovekgallery.com/pierre-auguste-renoir