Musa elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağı’ndan indi. Rable konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ama kendisi bunun farkında değildi. Harun’la İsrailliler Musa’nın ışıldayan yüzünü görünce, ona yaklaşmaya korktular. Musa onları yanına çağırdı. Harun’la İsrail topluluğunun bütün önderleri çevresine toplandılar. Musa onlarla konuştu. Sonra herkes ona yaklaştı. Musa Rabbin Sina Dağı’nda kendisine bildirdiği bütün buyrukları onlara verdi.
Konuşmasını bitirdikten sonra, yüzüne bir peçe taktı. Ama ne zaman konuşmak için Rabbin huzuruna çıksa, ayrılıncaya kadar peçeyi kaldırırdı. Dönünce de kendisine verilen buyrukları İsrailliler’e bildirir, İsrailliler de onun ışıldayan yüzünü görürlerdi. Sonra Musa içeri girip Rable görüşünceye kadar yine peçeyi takardı.
(Exodus 34)
Michelangelo'nun Musa'sına baktığımızda bu sahnenin bir canlandırmasını görürüz. Musa'nın Hükmü (Mosè), günümüzde Roma'da San Pietro in Vincoli isimli küçük bir kilisede 'saklanan' Papa II. Julius’un mezarı için yaptırılmış olan bir lahittir. Aslında 40 heykelden oluşan büyük bir yapıda 3.74 metre yukarıda oturması planlanan Musa heykeli verilen son biçiminde alt sıranın ortasında oturur şekilde görünmektedir.
İncil'in Mısır'dan Çıkış kısmında da anlatılageldiği üzere on emiri aldıktan sonra dağdan inen Musa, halkının yaptığı boğa heykelini ve ona tapındıklarını görünce sinirlenmiş, elindeki tabletleri yere atarak parçalamış ve boğa heykelini de parçalayarak yok etmiştir (Exodus 32). Ardından tekrar rabbin yanına giderek levhalarla yeniden dönmüştür. Bu heykelde de bu anı görmekteyiz. Musa, tabletleri sağ kolunun altında tutmakta, sol eliyle de sakalını okşamaktadır. Sağ ayağı yere sağlam basarken sol ayağı her an harekete hazır gibi durmaktadır.
Vücuduna bakıldığında oldukça dinç ama aynı zamanda bilge, neredeyse bir tanrı görümündedir. Saçları ve sakalı çok tanrılı dönemlerde yapılan deniz tanrılarının heykellerindekiler gibi uzundur ve kafasının üstünde iki adet boynuz vardır. Bunun sebebi Michelangelo'nun İncil çevirisindeki bir hatayı göze sokma istenci olabilir. Yukarıda da geçen pasajda belirtildiği gibi; "Musa elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağı'ndan indi. Rable konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ama kendisi bunun farkında değildi." (Exodus 34:29) Burada bahsi geçen ışıldamak kelimesinin İbranicedeki söylenişi ile Zulkarneyn (iki boynuzlu) kelimesinin telafuzu karştırıldığı için Michelangelo Musa’nın başına iki boynuz yerleştirmiştir. Musa'nın kıyafetlerinin üstünde bir akış görmek mümkündür; çeşitli gölge oyunları ve ustalıkla beraber onun neredeyse kanlı canlı bir adam gibi hareket edebileceğini ummak çok da garip kaçmaz. Ayrıca bakışlarında halkına karşı olan kırgınlığı ve öfkesini sezinlemek de mümkündür. Anlatılana göre Michelangelo heykeli bitirdikten sonra karşısına geçmiş ve "Konuş!" demiş, hatta elindeki malzemeleri atıp "Ayağa kalk!" diye seslenmiştir. Heykele bakıldığında gerçekten de her an yerinden kalkıp bize doğru harekete geçeceği düşüncesini akıldan geçirmek mümkündür. Ayrıca saçları, sakalı, boynuzları ve biçimiyle gözümüze normal bir insandan ziyade bir tanrıymış gibi görünür. Bu sebepten olsa gerek, papalık heykeli Roma'da gözden uzak bir noktaya atmıştır ancak günümüzde bile birçok kişi, özellikle de Yahudi kökenli insanlar bu heykeli görmek için bu küçük kiliseciğe ziyarette bulunmaktadır. Bu ziyaretlerden en meşhuru da Freud'un ziyaretidir.
Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar O’nun yazısıydı. Yeşu, bağrışan halkın sesini duyunca, Musa’ya, “Ordugahtan savaş sesi geliyor!” dedi. Musa şöyle yanıtladı: “Ne yenenlerin, ne de yenilenlerin sesidir bu; Ezgiler duyuyorum ben.” Musa ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı. Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsrailliler’e içirdi. (Exodus 32)
Freud'un 1901 yılındaki Roma gezisi sırasında ziyaret ettiği Musa heykeli, onda Stendhal Sendromu benzeri bir rahatsızlığın tezahürüne sebep olmuştur. Hatta ailesine mektubunda "sürekli olarak Roma'da yaşayamamak ne acı!" diye yazmıştır. 1912 yılındaki seyahatinde de eşine yazdığı mektupta her gün kiliseye gidip heykeli gördüğünü, onun üzerine bir deneme kaleme almayı düşündüğünü belirtir. Bu düşünce, 1939 yayımlanan Musa Denen Adam ve Tektanrıcılık kitabının temeli olur.
Freud, Musa ile ilgili çalışmalarında heykelin Mısır'dan Çıkış 34'ü değil 32'yi betimlediğini anlatmaktadır. Ki bu çok da yanlış bir düşünce olmaz; Musa'nın gözlerindeki öfke ve hayal kırıklığı, kendini tutmak adına sakalına sarınması ve tabletleri kavrama şekliyle her an bir patlamaya hazır olduğunun sinyalini vermektedir.
Sonuç olarak; Michelangelo'nun bu Musa tasviri, üzerinden 500 sene geçmesine rağmen insanları ilk günkü gibi büyülemeye devam etmektedir.
Kaynaklar:
İncil
Bir Peri Masalı: Freud'un Aile ve Tarihsel Romanı- Serol Teber/ Okuyan Us Yayınları
Musa Heykelinin Sırrı- Semih Yakut