Doğru mekansal koşullar altında zaman algısal olarak yavaşlayabilir.
Platon'a göre mimarlık, idealar dünyasında oluşan ve numen gerçeklikler olarak dünyaya yansıtılan bir yapma eylemidir(Poiesis).Yani ideal mekanın arayışı hiçbir zaman bitmez. Bu bağlamda mükemmeliyet arayışı, mimari gerçeklikleri kapalı düzen halinde zamansız ve değişmeye kapalı bir hale getirir. Bu ideal düzen arayışının takip ettiği yaratım şüphesiz ki Tanrı'nın doğayı yaratması yani ilk yaratım arketipidir.
Her ne kadar mimarlığın iletişim biçimi, belirli düzensizliklerin düzenlilik haline gelip strüktür sistemi üzerinden anlatmak istediklerini anlatması olarak görülse de aslında bu iletişim alıcının da içinde bulunduğu asimetrik bir biçimdedir. Bu asimetrik iletişim biçimine yapıcı ve algılayıcı kadar zaman da dahildir çünkü zaman bu algılayıcı ve yapıcının algılarını değiştirdiği gibi kendi algılanışını da değiştirebilir.
Mimarlığın bazı noktalarda zamana bağlılığı akıllara şu soruyu getiriyor: Bu ideal düzenin kurulması çabasının belirli bir zaman dilimine ait oluşu söz konusu mudur? Bu soruya cevap aramadan önce gelin zaman kavramının ne olduğu konusunu biraz tartışalım.
Zaman, değişimi kavratan tek niteliktir.
Zaman, tarih ve bilimde olmak üzere iki şekilde ele alınabilir. Tarihçiler, zamanı olayları kronolojik sıraya sokmak ve bu şekilde şimdiki zamanı geçmiş ile kıyas ederek bulunduğumuz noktayı belirlemek için kullanır. Bilim adamları için zaman tektir ve tek bir parametreye bağlıdır ve değişmez. Örneğin Newton'a göre zaman, mekandan bağımsız kendi başına varlığını sürdürür ve değişmezdir. Bu görüşü kendisinin ölümünden 152 yıl sonra dünyaya gelen Albert Einstein görecelilik kanunu ile yıkacaktır. Albert'e göre zaman, mekana bağlantılı olarak yavaşlayabilir veya kısalabilir. Böylelikle zaman, mekanın 4. boyutu halini alır.
Zamanı mekanın içine katma fikri ilk olarak kübizm ile başlamıştır. Kübistler oluşturdukları modelleri zamansal bağlamda düzenlemiş, böylece yapının algılanışına zamanı dahil etmişlerdir. Aynı zamanda optik gelişmeler ve perspektif gibi unsurlar da bu sayede mimarlığa kazandırılmıştır. Kübistler her şeyden önce mekanın algılanışını zamana bağlayarak mekanın devamlılığını oluşturmuşlardır. Bu durum mekanın her seferinde kendini tekrar var etmesini sağlamış ve mekanın ruhunu ortaya çıkarmıştır.
Mimarlığın zaman ile ilişkisini incelerken bazı kaynaklar üç tür mimarlık ve zaman modeli olduğunu vurgularlar. Bunlardan ilki mimarlıkta eşzamanlılık modelidir. Bu modele göre mimarlık, zamansız ve sonsuzluk içinde olmalıdır çünkü mekan üretmede Tanrı'nın doğayı yaratma arketipini taklit ederek yapılan mükemmeliyet arayışının zamanı yoktur ve kapalı düzendir. Bu model için ilham arayışı geçmişte ulaşılmaya çalışılmış olan arayışta saklıdır. Mimari nümenler, idealar dünyasının bu dünyaya yansımasıdır ki bu durum oluşturulan her neyse onu zamansız ve kendi içinde evrimsel kılar.
Eşzamanlılık modeline verilebilecek en iyi örnek klasizmdir. Klasik tutumu kullanarak ideal olanı arayan akım, bunu yaparak zamansızlığa ve kapalılığa ulaşacağını bilir. Özellikle Antik Yunan, Roma, Mısır gibi medeniyetlerin mimarisinin yeniliğini elinden hiç bırakmayan eserlerine bakıldığında bu durum daha iyi anlaşılacaktır. Fakat bütün bu bahsettiğimiz güzel şeylere rağmen eşzamanlılık modelinin gerçeklikten uzak tavrı tek eksik yanıdır. İdealitenin geçmişte tanımlanması gerçeklikten kopmayı beraberinde getirir. Aynı zamanda postmodernizm de klasizmin savunucusudur, zamanın akışı içinde geriye dönük olarak ilham alır ve yaşadığı zamana karşı yeni tekniklerle sanatını yapar.
Özetle eşzamanlılık, ideali aramayı hiç bırakmaz. Onu zamandan alıkoyan şey mükemmeliyeti aramasıdır. Bu arayış onu zamandan azade kılar fakat oluşturulan gerçeklik yerini düşler ve kurmacaya bırakır.
Kaynak
-Mimarlık Gerçeklikleri ve Mimarlıkta Zamanın Kavranışı/Dilay GÜNEY
-Günümüz Sanatında Zaman ve Bellek Kavramlarının Görsel Açılımları/R. Özgül KILINÇARSLAN
-Space, Time and Architecture/ Sigfried GİEDİON
-https://www.slowspace.org/metaphysics-time-space-and-architecture/
-https://www.architectural-review.com/essays/rafael-moneo-on-john-soane-and-building-on-history