Tarihin uzun dönemleri boyunca insanlığın var oluş biçiminin bütünüyle birlikte, duyularıyla
algılama biçimi de değişime uğrar. Duyularla algılamanın kendini örgütlendirme biçimi – bu
algılamayı gerçekleştiren araçlar – yalnızca doğal koşullara değil, aynı zamanda tarihsel
koşullara bağımlıdır.

Walter Benjamin ( Tarih Felsefesi Üzerine Tezler )

Serimizin ilk bölümünde zaman ve yorumun algılanışıyla alakalı değişikliği ele alırken sonsuzluk modelini irdelemiştik. Bu bölümde ise zaman ile mimarlık arasındaki evrimsel ve devrimsel modellerden bahsedeceğiz.

İlk olarak değineceğimiz ve zaman içinde algılayışın değişmesini öne süren evrimsel modeldir. Evrimsel model özellikle modern toplum ve sistemlerde değişimin bilinçli olarak sorgulanması, sanat yapıtlarının strüktürel anlatışlarını yorumlamada değişime gidilmesine sebebiyet verir. Fakat bu fikri ileri sürerken unutulmaması gereken bir unsur vardır ki o da gelenekselliktir. Geleneksel olan evrimsel algılayışı kabul etmez, yorumlamada bölgesel unsurları öne sürer ve bunların genetik kodlar misali değişmeyeceğini söyler. Örneğin İngiltere'nin taşralarının birinde yaşayan bireyin estetik yargıları ile Çin'de yaşayan bir bireyin estetik yargıları aynı olmayacaktır.

Tabi ki evrimsel zaman modelinin ilerlemesi çok yavaştır. Buna geleneksel evrim hususunda toplumların gelişim hızları da eklenince bahsini ettiğimiz algılayışta değişim çok daha yavaş olacaktır.

Geleneksel evrimleşmede göze çarpan kavram özler kavramıdır. Özler; birey, toplum ve bölgeden oluşur. Bu unsurların düşük hızda değişmesi mekan yargısında değişikliğe sebep olur. Özlerin sürekliliği işleve dayalıdır. Bunların yanında evrimsel süreç, toplumların tarihsel bazda algılayış değişikliklerinin gözlemlenmesini sağlar.

Örneğin Endülüs İslam Devleti'nin Avrupa topraklarına bıraktığı en önemli miraslardan biri olan El Hamra Sarayı'nın yapılış amacı bir bakıma savunma idi fakat İslam topraklarında inşa edilen eserlere nazaran kavislerin açıları ve süslemedeki abartı göz önünde bulundurulduğu zaman o toprakların havasından etkilenildiği gözlemlenebilir. Bu da bölgesel evrimleşme modeline örnek olarak verilebilir.

Bahsedeceğimiz bir diğer model ise Doç. Dr. Emine Dilay Güney'in de belirtmiş olduğu gibi devrimsel zaman modeli. Sıçramalı mimarlık modeli olarak da bilinen model, kendinden önceki bütün tezleri yıkıp atar. Ona göre sistemlerin yapmış olduğu seçim gereksinimleri, eskiyi ya yıkmak ya da kendi tezine dayanak olarak kullanmak amacıyladır.

Devrimsel zaman modeli kendi içinde isterse evrilebilir fakat onun eğilimi yeri geldiğinde kendini bile yok etme motivasyonuna sahiptir. Bu yıkıp baştan inşa etme mottosu, yapıyı oluşturan mimarı tek kılar. Kümülatif gelişimlerin izlendiği eşzamanlılık modeli tamamen reddedilir çünkü eş zamanlılık modeli idealar dünyasının eşya dünyasındaki yansıması olduğu için değişime kapalıdır ve yalnızca tek mükemmel vardır. Oysa devrim yeni bir başlangıç demektir.

Fransız Mimar Louis Durand, zamansızlığın bir tipolojiyi takip edilmesi sonucu oluştuğunu savunur. Geçmişte oluşturulan tip arketipini taklit, mükemmeliyete ulaşmada verilen çaba olduğu için ortaya çıkan yapıt zamansızlık yoluna girer. Quatremère de Quincy ise oluşturulan yapıtın bir yönünün hep ortak tipolojiyi taklit ettiğini savunur. Bu taklit için başvurulacak tek adres idealara dayalı kavramsal bir model olan tip yani kısaca "doğa" olacaktır.

Tabi ki yapıtın içinde zamanı durdurmaya yönelik hamleler de vardır. Örneğin yapıt içindeki süslemeler ve bezemeler, algılayıcının mekan içinde vakit geçirme süresini arttırmakla birlikte ona doğal bir dolaşım alanı oluşturur. Bu sebeple iç dekoratif unsurlar doğal dolaşım açısından oldukça önemlidir.

Roma mimarisinin getirdiği yeniliklerden biri olan geniş açıklık, geçme mekanın içindeki ışık dolaşımını arttırmış böylelikle mekanın içinde statik bir ortam oluşmuştur. Roma dönemini takip eden Romanesk üslup, mekan içinde iki boyutlu duvarlar yerine mekanı saran üç boyutlu elemanlar kullanmıştır. Bu, mekanın içinde ritim oluşturmuş ve zamansal açıdan süreklik sağlamıştır. Gotik üslubun getirdiği mekansal kurgu elemanları olan kaburgalı tonozları destekleyen zayıf ayaklar, Roma mimarisinin o geniş alan kaplayan duvarlarına nazaran hareket alanını arttırmış ve bunların yerine kullanılan şeffaf unsurlar ise mekan içinde algıda süreklilik oluşturmuştur. Sonuç olarak mekanın tarihsel olarak algılanışının yanında mekanın içindeki zamansal algılanışını da çeşitli unsurlarla etkilemek mümkündür.

Kaynak
-Mimarlık Gerçeklikleri ve Mimarlıkta Zamanın Kavranışı/Dilay GÜNEY
-Mimarlıkta Zaman/Hayriye SÖZEN
-Günümüz Sanatında Zaman ve Bellek Kavramlarının Görsel Açılımları/R. Özgül KILINÇARSLAN
-Space, Time and Architecture/ Sigfried GİEDİON
-https://www.slowspace.org/metaphysics-time-space-and-architecture/
-https://www.architectural-review.com/essays/rafael-moneo-on-john-soane-and-building-on-history