Ey Ruhum,

her güneşi senin üzerine akıttım

ve her geceyi

ve her suskunluğu

ve her özlemi

şimdi içimden bir asma gibi dallanıp budaklanmaktasın.

Böyle buyurdu zerdüşt!

Nietzsche, 15 Ekim 1844' de Almanya'nın Röcken kasabasında ve oldukça dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hepimizin bildiği "tanrı öldü" sözü ile tanınan düşünürün bu sözü daha çocukluk yıllarında yaşadığı trajik olayın temeline dayanmaktadır. Babası Tanrı'ya inanan oldukça dindar bir adamdır. Önce kör olan babası daha sonra yatalak olmuş bir sene sonra ise ölmüştür. Otopsi sonucunda, beyninin çeyreğinin olmadığı ortaya çıkmıştır. "O çanlardan gelen tok ses" demiştir Nietzsche, babasının cenazesi hakkında yazdığı yazıda "kulağımda hep çınlayacak". Daha küçükken yaşadığı bu olay onu şu soruyu sormaya teşvik etmiş ve bir dahinin şüpheyle tanışmasına neden olmuştur: "Neden babamın hayatını adadığı Tanrı, onu böyle bir acıyla cezalandırmıştı?" Bir dehanın gizemli dünyasını anlamak yalnızca kitabını okumakla yetmez, hayatını ve yaşadığı olayları anlamak psikolojik tahlilde farklı bakış açısı kazanmamıza olanak sağlar.

ROMAN ÖZETİ

Nietzsche'nin hayatı acılarla dolu ve sorgulamalar ile sürüp giderken Mart 1883'te "benliğimde sarsılmayan bir melankoli hakim ve bu pisliği altına çevirmek için bir simya numarası keşfetmezsem kendimi kaybedeceğim" diyerek yeni bir kitap yazmaya karar vermiştir. En iyisi olduğu düşündüğü eseri "Böyle Buyurdu Zerdüşt" yazılmaya işte böyle başlanmıştır. Babasının yaşadıklarını düşünür, belki kendisinin de aynı acıları çekeceğini aklından geçirir ve bir "bengi dönüş" adını verdiği temel üzerinde bu kitabı yazmaya başlar. Zerdüşt adını verdiği ve spiritüel bir yolculuğa çıkan kahramandan söz eder bize. Aslında onun ağzıyla seslenir okuyucuya, nasihat verir, yaşadıklarını anlatır. Hayatta kafa yorduğu, sorguladığı her şeyi başlıklar altında hikayeleştirerek sunar. Bir sayfada evlilik üzerine seslenir bize "Ah bu iki kişinin karşılıklı ruh yoksunluğu!" der, bir başka sayfada ağaçlar için" Bu ağacı ellerimle sallamak istesem bunu yapamam fakat bizim göremediğimiz rüzgar, onu sarsar ve istediği tarafa eğer. Biz en çok görünmeyen eller tarafından eğilir ve yoruluruz" der. Zerdüşt hep nasihat verir. Başlıklar size hayatın içinden gelecektir, yüzyıllardır kafa yorulan konulara o da kafa yormuştur diyeceksinizdir fakat o, Zerdüşt'ün ağzından sorgulamadığımız gerçekleri gösterecektir. Hayatta karşımıza çıkan tüm kurumlara, tüm canlılara, tüm ilişkilere bizim yaklaşmadığımız sanki yaklaşsak bile önümüzde bir perde var arkasını göremeyeceğimiz özdeyişler ile sorgulatacaktır okuyucuyu. Zaten en büyük kehaneti "Beni ancak geleceğin, yüzyıl sonrasının insanı anlayacaktır" olmuştur. Kehanet gerçek olur. Tek bir farkla. Kitabı okuyan herkes bu sözlerin zamansız olduğunu görecektir. Nietzsche'nin Zerdüşt'ün ağzından aktardıkları, bizim göremediğimiz bir boyuttan gelen yüce seslerdir.

ROMANIN PSİKANALİTİK YORUMU

Sanatın her dalında olduğu gibi yazarlıkta da zannedilir ki bir yayınevi zengin olur, bir yazar şöhret olur oysaki kazanan bunlar değildir. Okuyucu bir yayınevine, yazara, kitabın kapağına bakar ama özü itibari ile romanın içindeki karakter ile bağ kurar. Okuyucunun kalbini karakterler kazanır, karakterler kaybeder. Kim okuduğu bir kitaptan kafasını bir saniye kaldırıp karakteri hayal etmeden durabilir? Karakterin giydiği kıyafet, kapıdan içeri girişi, ceketinin sökük düğmesinin sallanmasını hayal etmeden kitabın kapağını kapatamayız. Peki edebi bir roman neden psikolojinin konusu oldu? Psikolojinin kurucusu Freud, bir okuyucu gözüyle okuduğu kitaplarda az önce bahsettiğimiz karakter ile bütünleşmeyi yaşamış ve okuduğu kitaplardaki karakterlerin ruh incelemesini yapmıştır. Bir psikolog olarak ilk edebiyat eleştirisi yapan kişi olan Freud'un Londra'da bulunan Freud Müzesinde sergilenen kütüphanesine baktığımızda Shakespeare'e ait ciltler dolusu kitap bulunmaktadır. Joshua Rothman "Hamlet, Freud'un psikanalizi anlamasına belki de icat etmesine yardım etti" demiştir. Psikanaliz sadece bireyler üzerinde değil, sanatın her dalında ve bir kitaptaki karakter için bile bize yardım edebilir. Bu hayali kahramanların elbette psikolojik eleştirilerimizi hak eden yönleri bulunur.

Zerdüşt'ü yola koyan his Jung'un şu sözlerinde saklıdır: "Dünyanın en akıllı insanı bile tüm isteğine karşın, tek başına kapıldığı düşüncelerden kendini kurtarmayı başaramaz. Kuşkusuz, kendi evimizin misafiri olmaktan hoşlanırız. Aslında ürkütücü ölçülerde bilinçaltı ruhumuzun işlevine, onun güçlerine bağlıyızdır." Zerdüşt kendi ruhuna karşı çaresiz olduğunun farkındadır. Zaten insan bir tek kendi ruhuna karşı çaresizdir. Hayatın anlamını bulmak için dağlara gider Zerdüşt. Hepimiz, zaman zaman depresyona girdiğimizde kendi dağlarımıza çekilmez miyiz? Zerdüşt yalnız kalır, kendi iç yangınından geriye kül kalana kadar geri dönmez. Bu, psikolojide içgüdüler arası savaşı bize gösterir. Bildiğimiz gibi Zerdüşt yalnızdır, Nietzche de yalnızdır. İsmi Lou Salome olan Rus sevgilisine evlenme teklifi etmiş fakat iki kere reddedilmiştir. Yazar, hayali karakteri ile özdeşim kurmuştur. Zihnimizde işlev gören organik içgüdüler açlık ve sevgi olarak sınıflandırabilir. Bir tür depresyona girmiştir Zerdüşt. Reddedilmek, sevgisizlik, yalnız olmak, hayatın anlamını sorgulamak bize çok tanıdık gelmez mi? Bazen, çoğumuzun başına gelen bu durumu çözmek için çeşitli yollar ararız. Psikologlar bize farklı hobiler bulmamızı söylerler, kafamızı dağıtmak için ilgilenmemiz gereken alanlar yaratmaktan bahsederler. Zerdüşt ise bu sefer depresyonu yenmenin yolunu başkalarına bildiklerini anlatmakta bulur ve yola tekrar koyulur.

Zerdüşt'ü yolda gören ihtiyar, "Sen uyanıksın ama şimdi uyuyanlar arasında ne yapacaksın?" der. Zerdüşt'ün uyanık olması psikolojide bir tür içe dönüşü tasvir eder. Zerdüşt kendini keşfetmiştir, en zor hastalık olan düşüncelerine karşı koymuş ve içindeki ruhu bulmuştur. "Uyuyanlar arasında ne yapacaksın?" Henüz içine dönmemiş, ruhunu keşfetmemiş uyuyan yığınlar olarak bu hayatı yaşarken kendinin farkına varmış birini nasıl fark edeceğiz? "Ben onlara insanüstünü öğretiyorum. İnsan, aşılması gereken bir şeydir." Zerdüşt, girdiği ruhsal bunalımdan çıkmış ve bunu herkesin yapmasına yardım etmek için geri dönmüştür. "İnsan" diyor Nietzche, "Aşılması gereken bir şeydir". Aşmamız gereken şey gözümüze, ne kadar efendisi olduğumuz zihnimiz gibi gelse bile insan aşılmalı ve bilinçaltına yolculuğa hazırlanmalıdır. Üç değişimden söz eder Zerdüşt bizlere: ruhun deve, devenin aslan ve sonunda aslanın çocuk oluşunu. On sene dağda kalmasını ve kendini bulmasını metafor olarak üçe ayırmıştır. Önce devedir Zerdüşt, yükleri ağır: iş, aile, sorumluluk, yalnızlık, hayat kaygısı. Hepimizin çeşitli yükleri vardır, tüm yükleri deve gibi zihnimizin içinde taşırız. Deve aslan olur, aslan özgür olmaya çalışan ruhun ve bir türlü yakamızı bırakmayan nevrotik düşüncelerimizin savaşında galip gelen taraftır. İnsan içindeki düşünceler ile savaş halindedir. Sonuncusu ise çocuktur. Çocuk bir günahsızlıktır. Çocuk bir temizliktir. Çocuk bir unutmadır. Bir yeni başlama, bir oyun, kendiliğinden yuvarlanan bir tekerlek, bir ilk hareket ve kutsal bir evettir.

OKUR NOTU

Bir okuyucu olarak Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü okumak kutsal bir metin okumak gibi. Derinlerinde yatan metaforlar ve okuyucuyu sıkmayan kısa hikayeler ile anlatılması okumaya kolaylık sağlıyor. Psikolojik tahlil için kitaba baktığımızda ise daha karamsar ve kendini kanıtlama arzusu taşıyan bir adam canlanıyor gözümüzde. Nevrotik düşünceler kimi zaman bizi ele geçirir ve bunlardan kaçmak için türlü yollar ararız. Her insanın farklı bir kaçış yolu ve kendini bulma tarzı vardır. Kişinin en büyük yardımcısı ruhu ile barışık olmasıdır.

KAYNAKÇA

Friedrich Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt * Kum Saati Yayınları (2003)

Sigmund Freud - Günlük Yaşamın Psikopatolojisi *Dorlion Yayınları (2020)

Carl Gustav Jung - İnsan Ruhuna Yöneliş * Say Yayınları (2018)

Modern Dünyanın Dahisi 1. Sezon 2. Bölüm * Belgesel (2016)