Kimi zaman ayna karşısına geçtiğimizde kendimizi çok güzel veya çok çirkin buluruz. Peki güzellik ve çirkinlik standartlarının bize nasıl ve hangi yolla empoze edildiği veya güzellik ideasının yalnızca aynada gördüğümüzden ibaret olup olmadığı hakkında hiç düşündük mü?

Güzelliğin tanımı ile başlayalım. Nedir güzellik? Estetik kavramı güzellik koşullarını belirlese de kavram olarak güzelliği açıklayamaz çünkü güzel, hayatın her alanında çokça kullanılan ve bu sebepten ötürü anlamını bir nebze kaybetmiş bir olgudur. Bu belirsizliğe rağmen genel olarak açıkça bellidir ki güzel olan, bilinci yaşam ile sınırlandırması ve toplumları yönetmesi özellikleri ile ön plana çıkar. Güzellik, yaşam alanını belirleyen sınırlardır.

Yine de güzelliği genel olarak açıklamak istersek kaynaklarda kısaca 'soyut kavramın ve somut nesnenin öznede haz oluşturan ve hoşnutluk veren hususiyeti' olarak bulabiliriz.

Güzelliği tam olarak açıklayamamak bize has bir özellik olmayacak ki çağlar boyu birçok filozof ve düşünür güzellik kavramı hakkında düşünmüş ve büyük görüş ayrılıklarına düşmüşlerdir. Freud, güzelliğin cinsellik ile ilişkisini irdeleyen Cinsellik Üzerine adlı kitabında güzelliğin sadece bir kavram değil hayatı belirleyen bilhassa cinsel arzuları tetikleyen, istek ve motivasyon oluşturan bir unsur olduğunu açıklamış ve güzelliğin cinsel anlamda uyarıcı olduğunu belirtmiştir. Bu tanımını hayvanlar üzerinde gözlemlenen deneylerle desteklemiştir. Plotinus, güzellik için "İlahi aklın eşya alemindeki ışıltısı" demiştir. Kant, güzelliğin subjektifliği üzerinde dururken "sonsuzun sonlu olarak kendini göstermesi" ifadesini kullanmıştır. Bütün bu düşünürlerin yanında Aristoteles ve Pisagor ise güzellik kavramının matematiksel oranda değerlendirilmesi gerektiğini, doğanın güzel olarak değerlendirilen her unsurunda altın orana rastlanacağını belirtmişlerdir.

Güzelliğin şartları her bireyde ve toplumda farklılık gösterdiği gibi zaman içinde de birçok algılayış farkına maruz kalmıştır. Tarihsel akış içerisinde Rönesans dönemi sanatçılarının güzelliği kadın üzerinden anlatması dikkat çeker. Bu bağlamda söz konusu güzelliği o dönemde yalnızca erkeğin görmesi için var olan bir olgu olarak görmüşlerdir fakat günümüzde Antik Yunan'ın o içsel, ruhani ve matematiksel kurallara riayet eden güzellik anlayışı yerini belli normlara muhtaç ve neredeyse tamamen çağın tipolojik standartlarına bağlanmış magazinsel bir olguya bırakmıştır.

Bunların yanında Yunan, erken Hristiyanlık ve Rönesans döneminde güzellik kavramı nesnel bir olgu olarak ele alınırken günümüze yaklaştıkça bu nesnel bakış yerini özne tabanlı bir güzellik algısına bıraktı. Bu durum, estetiği ele alışta fenomenolojik estetik yani doğada matematik kurallarının olduğu düşünülen antik bir düşünce ile psikolojik estetik yani tarih boyunca belirli aşamalarla değişen güzelliğin kişi bazlı olduğu düşüncesini savunan iki ayrı estetik kavramını oluşturdu. Tabi ki bu düşüncelerin yanında 17.yy'da İngiliz düşünür John Locke gibi bazı düşünürler güzelliğin hem nesnel hem öznel olduğunu savunmuşlardır.

Yunan felsefesinin babası sayılan Sokrates ve onun öğrencisi Platon'a göre mutlak güzellik asla değişmez ve tek başına var olur. Özellikle Sokrates'e göre iyilik ile güzellik aynı şeydir. Bu durumda özne, iyilik peşinde olduğu sürece her zaman güzel olacaktır. Bu ikisini ayırmak imkansızdır. Platon hocasına katılmakla birlikte bir noktada kendisinden ayrılır. Ona göre güzellik yalnızca iyi ideasına ulaştıran bir araç olarak var olur. Bütün bunlardan yola çıkarak iki filozofun da güzellik yani iyiliği bilgelik, ruh güzelliği, aşırılıktan uzaklaşıp ölçüye ulaşma olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Bu sevgiyi arama konusuna gelince anahtar kelime her zaman sevgi olmuştur.

Sonuç olarak güzellik doğada bir obje üzerinde kendiliğinden var olma özelliği ile nesneldir fakat bu nesnelliği algılayan subjenin algılama kabiliyeti, psikolojik durumu, kültürel özellikleri ve güzelliği nasıl kavradığı gibi unsurlar güzelliğin öznel durumunu ortaya çıkartır. Güzelliğin iyilikte ve bilgelikte olduğu fikri çirkin tesellisi midir bilinmez fakat sevgi ile bakan her zaman güzeli bulabilir. En başta kendi güzelliğinin huzuru ile harmanlanmış insan aklı ve yüreği, etrafındaki uyumu ve buna bağlı olarak gelişen güzeli bulmakta çok zorlanmayacaktır.

Kaynaklar

1.HELLENİZM ÖNCESİ YUNAN FELSEFESİNDE GÜZELLİK ANLAYIŞLARI (Doç. Dr. H. Ömer ÖZDEN*)
2.GÜZELLİK KAYGISI(2019)(Derya DENİZ*)
3.https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCzellik
4.Kant Estetiğinde Güzellik Yargılarının Evrensel Geçerliliği (2016)(Cansu YÜKSEL*)