Yoğun tempolu bir yaşamda bazen sürüklendiğimi hissediyorum. Duygularımı ifade edemeden geçen günler, kendimle konuşamadığım zamanlar sanki bir şeyler kaçırıyormuşum gibi hissettiriyor bana. Sanki dünya dönmeye devam ediyor ve ben dönmeye başladığı yeri bulmak için çevresinde koşuyorum. Kendimizle konuşamadığımız, kendimize vakit ayıramadığımız her an aslında evrenin bizim istediklerimizi verdiği anlardır. Öğrenmek, keşfetmek, tecrübe etmek isteriz. Evren bir gün bunları çıkarır karşımıza ve biz sürükleniyoruz sanırız. Sürüklenmek değil, isteklerimizin eyleme dökülebilmesi asıl olandır. Sürüklendiğimizi hissetmemizin tek sebebi gelen şeylerin her zaman bizim beğeneceğimiz şeyler olmamasıdır belki de. Uykusuzluk, yorgunluk, hayal kırıklığı, travma… Bunların hepsi bizim asla kabul etmeyeceğimiz ama kalbimizi dünyaya açmamızı ve öğrenmemizi sağlayan şeylerdir.
Hayatta her şeyi öğreti olarak görmek gerekir, evet! Bunu yüzyıllardır söylerler ama bir insanın söyleneni anlamasıyla uygulayabilmesi arasında büyük bir uyanış vardır. Yediğimiz tokatlar, yaşadığımız kötü anlar, kendimizi tanıyamadığımız zamanlar, en saf duyguları ilk defa keşfettiğimiz zamanlar, korku, yaşam… O anları oturup defalarca düşünmek yerine o anı olduğu gibi yaşayıp ruhumuzun içinden geçip gitmesine izin vermeliyiz belki de. Bunu yapmak çok zor, benliğimiz ve egomuz asla bize yapılanları affedemiyor. İmkansız da olamaz çünkü hayat böyle bir paradokstur işte. Başka türlü nasıl öğreneceğiz? Nasıl kapatacağız ki yaraları? Öğrenmek işte... Dünyadaki birçok insanın amacı olduğu gibi silahıdır da bu kara düzenin aslında.
''Bir baraj yapmışım, bu barajın bir zamanlar aktığı nehri yok etmişim ve zamanla o nehrin izleri yok olmuş. Ben de o nehri bir daha asla geriye getiremem diye asla o barajı yıkmamışım. Çiçekler solmuş, ağaçlar kurumuş, hayvanlar ölmüş, ben de manzaramdan olmuşum. Korkmuşum. Daha içimdeki yaralar geçmemiş, kendimi kurtaramayacağıma emin olmuşum. O baraj gittikçe büyümüş ve fark etmişim ki sonsuza dek o suyu orada tutamazmışım. Hem o suyu orada tutsam ne işe yarayacak? O suyla beslemeyeceksem bu dünyayı suyu bencilce kendi içimde tutmanın ne anlamı var? Ben ne yaşıyorum, neyim ben gerçekten? Sandım ki su bende olursa kimse bana zarar veremez, herkes o suyun güzelliğine bakar ve anlar benim ne olduğumu. Sırf su suretimi yansıtıyor diye ona sahip olmanın bu dünyada görülebilecek en büyük keramet olduğunu sanmıştım ama bence artık mesele o suyu okyanuslara ulaştırmak. İşin saçma kısmı, yaptığım bencillik ve saçmalıklarla hep okyanuslara kadar ulaşır sanıyordum ama beni boğmaktan öteye gitmiyor.
Enerjime yön vermeye çalışıyorum. Nehri kazıyorum, suyun akıp gideceği yerleri temizliyorum. İstediğim yönde akması için yol açacağım ama o nehrin nereden ve nasıl akacağını belirlerken doğruyu nasıl bulacağım ki ben? Ya nehrin yolu beni tekrar boğarsa, ya da kanalizasyonlara çıkarsa?
Aylar önce günlüğüme yazdığım bu satırlarda aramışım öğrenmenin, yaşamanın büyüsünü. Şimdi ise olan her şeyi kabulleniyor, yüreğimdeki bütün toz dumanı sakinleştirmeye çalışıyorum. Tek ama tek sorunum düşünmekten korkmakmış aslında. Bu yüzden baraj yapmışım, biriken ve berrak sanıldığı halde dibi çamurla dolu bir yığına benzetmişim ruhumu. Gideceği yerden korkan, hayatı bir belirsizlik olarak gören ve ruhunu tıkayan bir kız görüyorum ben o günlüğüme yazdığım satırlarda. Nehirlere akıp gideceğim, nehrin taşları bana çarpacak diye korkmuşum. Halbuki o taşlar benim yolumu belirlemez miydi? Beni daha iyi yerlere götüremez miydi? Öğrenmekten, savaşmaktan korkmuşum. Kanalizasyonlara çıksın, okyanuslara çıksın fark etmez. İşin sonunda ruhum rengarenk, elimde 'yaşadım' diyebileceğim bir döngü. Sonrasında tıpkı ölmüş olduğu halde ışığını dünyaya yansıtan yıldızlar gibi parıldayacağız kendine bu soruları soranlara.
Ben bu dünyadan anladım ki sevgi enerjinin bir formudur, biz gitsek bile izi kalır bu dünyada. Tutkularımız, 'yaşadım' diyebilmenin verdiği huzur, yaptığımız ve yarattığımız her şeye olan sevgimiz biz ölsek bile bu dünyadan gitmez. Bir gün başka bir formda aynı yoldan giden birinin karşısına çıkar. Keşfetme isteği öğrenmeyi, öğrenmek emek harcamayı, emek de sevgiyi doğurur. Bütün bunlar yerleştiğinde kalbimize, sonsuz oluruz. Geldiğimiz yer gibi...