Bitkin genç adam psikiyatristine gitti ve sürekli gördüğü kötü rüyadan şikayet etti. “Her gece” dedi, “Rüyamda, bir kapının üzerinde bir işaret görüyorum ve onu itiyorum, itiyorum ama açamıyorum.”
Doktor çılgıncasına notlar alıyordu.
“Peki işaret ne diyordu?”
“Çek”
İtmeye devam edebilirsin, bütün hayatın boyunca.
Ama işaret çek diyorsa…
Elbette hayatımızda her zaman işaretler yoktur. Bize yol gösteren şeyler düşüncelerimiz ve tercihlerimizdir. Hayatımız hakkında kararlar almaya daha çok küçükken başlarız. Hangi oyuncakla oynayacağımıza, brokoliyi yemek isteyip istemediğimize, kimle arkadaş olacağımıza, hangi işi yapmaya karar vereceğimize hatta artık çocuğumuzun cinsiyetine bile biz karar veriyoruz. Sonuçta özgür irade sahibi yaratıklarız ve bizi hayvanlardan ayıran en önemli özellik düşünmemiz, karar vermemizdir. Peki o zaman neden Freud “siz kendinizin efendisi değilsiniz” dedi? Bir İllüzyonun içinde miyiz, gerçekten durup hayatınızda aldığınız kararları düşünün. Hangisini gerçekten siz mi aldınız? Hangisi için yüzde yüz eminim bu benim özgür iradem ile oldu diyorsunuz? Kimileri buna kader öyle oldu der, kimileri hayat beni oraya getirdi ve kimiler için tüm bu olanlara katkımız sıfırdır biz sadece kuklalarız. Peki düşüncelerimiz, isteklerimiz neredeler? Düşüncelerimizi bilemeyiz. Arzularımız ise kapalı bir kutudur. Bilinçaltımızın karanlık suları asla aydınlanmaz. Fakat bu, orada yatan düşüncelerin hayatımızı etkilemeyecek olması anlamına gelmez. Beyin bir mutfak gibidir. Siz bir şey için “buldum” demeden önce yemek hazırlanma aşamasını çoktan geçmiştir. O süre, fikrin oluşmasını aynı havanın kararıp ayın belirginleşmesi gibi düşüncelerimizde ağır ağır belirginleştirir. Ta ki biz bir gün “buldum” diyene kadar. “Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz” der Jung. Seçim yapma özgürlüğümüz olduğunu düşünüyoruz ve ona göre hareket ediyoruz. Hayatımın direksiyonu ellerimizde olduğunu düşünerek ölüme her an yaklaşıyoruz. Jung, bu sözü ile bize bilinçaltının hayatımızı yönlendirdiğini söylüyor peki onu etkileyen, bu sözü söylemesine neden olan nedir? Freud’un topografik zihin modeli. Topografik zihin modelimiz en yalın haliyle beynimizin bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışı ile ayrıldığını gösterir. Bilinç farkında olduğumuz, düşüncelerimizi bildiğimiz kısımdır. Şu an bu yazıyı okuyorsunuz, yaptığınız eylem bu ve bunun farkındasınız. En yakın arkadaşınızdan hoşlanıyorsunuz. Farkındasınız, biliyorsunuz. Bilinç öncesi kısım ise, bilinçdışı ve bilinç arasındaki köprüdür. Henüz yüzeye, bilince ulaşmamış fikirlerimiz vardır. En yakın arkadaşınızın gözünüze farklı gelmeye başladığı an ama henüz bunun nedenini bilmiyorsunuz ama nedenini bilen biri var, bilinçdışı. Bilinçdışımız en yakın arkadaşınızdan hoşlandığınızı biliyor çünkü en yakın arkadaşınızla annenize/babanıza çok benzediği için arkadaş oldunuz. Siz farkına varmadan Bilinç dışı görevini yaptı ve hayatınıza yön verdi. İşte Jung’un dediği siz buna kader diyeceksiniz dediği kısım bu. Bilinç dışımız farkına varmadığımız işlemlerle bilincimizden daha hızlı çalışır. Belki ömrümüzün sonuna kadar farkına varamayacağımız düşüncelere ev sahipliği yapar. Özgür irademiz psikologlar tarafından bilinçaltının egemenliği altına girmiş ve özgürlüğü elinden alınmıştır. Fakat buna katılmayan, her zaman eleştiren birileri var, filozoflar…
Seçim yapma özgürlüğü bizi korkutur. Kararsızlık ve seçme özgürlüğü bizi depresyona kadar götürebilir. Üstelik seçim yapmak yetmez. Bu sefer de “acaba doğru olanı mı seçtim, diğer seçenek daha mı iyiydi?” der dururuz. İşte insan bu yüzden bir savaş içindedir. Özgürlüğün ıstırabı der buna Sartre. İnsan ne yaparsa yapsın özgürdür. Seçimlerimizden biz sorumluyuz. İşte bize ıstırap veren bu dur. İnsan özgür olmaya mahkumdur. Ağaç yapraklarını dökmeye, deniz dalgalarla kendini temizlemeye, güneş doğmaya. Her şeyin bir görevi vardır. İnsanın görevi bu dur. Özgürlük. “Deli doğar, bir bilinç inşa eder mutsuz oluruz. Sonrada ölürüz”. Filozoflar özgür olduğumuzu söyler, psikologlar ise bilinçaltımızın bizi yönettiğini. Gerçek nedir? Gerçekten özgür irade sahibi miyiz, yoksa yol bizi zaten belirlenen bir durağa götürmek için mi var? Henüz balık gibiyiz, hiç sudan çıkmadık. Bu beynin içinde yaşıyoruz ama onu henüz keşfetmedik. O bizim önümüzde gidiyorken, düşünceleri belirginleştiriyorken biz hayatımız hakkında kararlar aldığımızı düşünüyoruz.
İnsanoğlu yolculuğunu, bildiği ve gözünün gördüğü şeylerden yana kullanıyor. Antik Yunan’da yaşayan ve özgür iradeye, varoluşsal sancılara kafa yoran filozoflara eski kafalı gözüyle bakılıyor. Belki eski kafalı bizizdir. Ağaçlara bakarsan, kuşlara bakarsan o zaman her şeyin müthiş bir mutlulukla parıldadığını görürüz. O zaman mutluluğun, varoluşun özünde olduğunu görürüz. Mutsuz olan sadece insandır. Özgür irademiz var ya da yok…
KAYNAKÇA
OSHO- SIR KİTABI SAYFA 224
ADAM PHİLİPS TEK EŞLİLİK KİTABI