2020 yılı tüm dünya adına olaylı ve zor geçen bir yıl oldu.   Avustralya’da olan yangınlar, Elazığ depremi, katil eşek arıları ve tüm   Dünya’yı etkisi altına kalan Covid-19 virüsü. Küreselleşen Dünya   içerisinde acılarımız ve mutluluklarımız artık bireysel değil, “insan   sosyal bir hayvan” diyen Aristo bu sözünü M.Ö. 322-384 yılları arasında   söylemiş olmasına rağmen biz hâlâ bireyselden çok toplumsal bir   varlığız. Bu yüzdendir ki Dünya’yı ilgilendiren olaylar bu kadar içimizde  bir yere dokunuyor.

   Bu dünya içinde insanlığın tarihi(bilinen) 50 bin yıl. 50 bin yıl içerisinde insanlığın buluşları, içerisinde olduğu gezegeni tanıma sürecinde attığı adımlar, ateşin bulunmasıyla başlayan ve diğer tüm insanlığa hizmet eden icatlar, zamanla artık Dünya’nın bize dar gelip ilk uzaya gidişimiz... İnsanlık elinde olan her şeyiyle, gözünün gördüğü ve görmediği tüm bağlantıları takip ederek Dünya’yı tanımaya devam ediyor. Samanyolu, kara delikler, kutuplar ulaşamadığımız bir yer kalmasın istiyoruz. Her yerde insanlık olmalı her yerde insanlığa dair beşeri izlerimiz kazınmalı. Bu hırs bizi gözümüzün önünde duran bir şeyden uzaklaştırmadı mı sizce? Kendimiz. Bize bunu hatırlatanın gene insan eliyle üretilmiş bir virüs olması şaşırtıcı değil mi?  “Yığınlar düşünmez maruz kalır.” İnsanlığın karmaşası, süregelen bir düzen içerisinde yaşam şartlarımız, teknolojinin bize baskıları, sosyal medyanın ideal benlik anlayışımıza verdiği zararlarla biz maruz kalan yığınlar değil miyiz? Cemil Meriç’in bu güzel sözü belki bu pandemi döneminde bizi maruz kalmaktan çok kendimiz olmayı hatırlatır. Özgür irademizin var olup olmadığı felsefik tartışmalara gebe. Durup düşünelim. “Tüm insanlığın evde olduğu bu dönem” kulağa korkunç gelmiyor mu? Milyonlarca insanın evde oluşu ve hayatı tek düze yaşayışı, uçakların, gemilerin çalışmıyor oluşu. Bizi tanımadığımız bir dünya ile karşılaştırmadı mı? “Tanıyorum canım, bu ev benim evim, eşim benim eşim, çocuklarımı benden iyi kim tanıyabilir?” Böyle düşünüyor olabilirsiniz. Eminim herkes bu düşünce içerisindeydi tabi üç ay geçtikten sonra aynı düşüncede olamadılar... BBC’nin haberine göre Çin’de Şian ve Siçuan eyaletinde boşanma davalarında artış olduğu belirlenmiş. 15 yılda 3 katından fazla artış. Guardian gazetesinin haberine göre İngiltere’de normalde haftada iki olan aile içi şiddet kurbanı kadın sayısı haftada beşe yükselmiş. Dünya’nın her yerinde aynı haberler bize bir şey gösteriyor. Kendimize ve sahip olduklarımıza uzaklığımızı. Kendimizle aramız nasıl? Benliğimizi kabul ediyor muyuz? Dünyanın telaşından uzaktayız işte, şimdi kendi dünyamıza dönebilir miyiz? Çok geç kaldığımızı düşünmüyorum. Üstelik virüs henüz gitmedi ve zamanımız var. Evde olduğumuz bu günler bize kendilik değerimizi gösterebilir. Kitapta altını çizdiğimiz bir cümlede kendimizi bulabiliriz. İzlediğimiz bir filmi artık dış dünyanın telaşı olmadan izleyebiliriz. Kendimizi bulmak adına, kendi psikolojimizi düzeltmek adına koşullarımız hazır. Üstelik malzemeler çok basit. Sadece sen.

 "Bir kez uyandın mı sonsuza dek uyanık kalacaksın” der Nietzsche. Kendimizle bağımızı bir kez kurduk mu gözümüzdeki perdeler kalkacak. Bu virüs geçip pandemi dönemi sona erdiğinde belki başka gözlerle bakabileceğiz artık kendimize ve içinde bulduğumuz dünyaya. Ait olduğumuz yer kısa süreli bile olsa burası. Ben evde olduğumuz bu dönemin kendimizle ilgili kararlar almak adına bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Kendimizle konuşmak için. Kendimizle vakit geçirmek için. Kendilik değerimizi ortaya çıkarmak için çünkü bu büyük bir sorumluluk bilinci yükleyecek bize. Kendimizi ve duygularımızı yok sayarak geçirdiğimiz yılların telafisi olabilir. İçimizdeki benle sorumluluk aldığımız zaman, içimizle bir ekip olmanın keyfini çıkarttığımız zaman hayattaki sorunlara karşı daha güçlü olacağız. Sorunlar olmayacak değil. Bence kimsenin hayatı cam fanuslarda yaşayacak kadar güzel geçmiyordur. Zaten cam fanuslarda yaşayanların asıl sorunun bu olduğunu görmeleri kaçınılmaz bir gerçektir. Asıl güzellik sorunlarla başa çıkma becerisi kazanmaktır. Pandeminin bize katacağı becerilerin bizi sorunsuz bir hayata bırakması değil, sorunlarla başa çıkabileceğimiz kendilik değerimize ulaştırması dileklerimle.

DENİZ YILMAZ