Neredeyse bir yıldır içinde olduğumuz, filmlere konu olacak bu pandemi dönemi gün geçtikçe umutlarımızı yıkıyor sanki. İlk başladığı zamanlarda yaz mevsimine kadar biteceğinden eminken bir baktık yaz bile bitmiş ama o hala devam ediyor. Bu süreçte belki biz, belki yakınlarımız malum virüse yakalanmaktan kurtulamadı. Sağlık çalışanlarının ne şartlar altında çalıştığı sürekli gündem oldu. Gerçi bir bakıma komple yaşadıklarımız gündemdi zaten.
Başlarda normalleşmeyle gündemimizi değiştirmeye çalıştık. Sanki virüs yokmuş gibi yaşamak istedik. Eski günlere döneceğimize inandık. Ama kış aylarına girmemizle tekrar kendimizi evlerde bulduk. Bu sefer asıl çözümün aşı olmayacağını, maskelerin, sosyal mesafelerin artık hayatımızdan hiç çıkmayacağını anladık.
İşin ilginç yanı, umudumuzu kaybetmemizle beraber kabullenmeye de başladık. En basitinden artık sokağa çıkma yasakları çile gibi gelmiyor ya da evde kalmak artık o kadar zor değil. Hatta belki de pandemi döneminin başında bunlar sizin için işkence olmuş yasaklarken şimdi siz bile yasak olmasa da evden çıkmak istemiyor olabilirsiniz. Bir an böyle söyleyince garip geldi değil mi? Ne oldu sosyalleşmek için her şeyini verecek dürtülerinize? Niye alıştınız bu yeni ‘normallere’? Cevabını bulamıyorsanız ben yardımcı olayım o zaman: Virüsün karşısında kendinizin hatta tüm insanlığın çaresiz olduğunu öğrendiniz artık. Yani Martin Seligman’ın deneyindeki çaresiz köpek deneklerden farkımız kalmadı aslında.
Öyleyse şu anki durumumuzu özetleyen bu kavramın nerden çıktığına bir bakalım:
Öğrenme ve korku arasındaki bağlantıyı merak eden Seligman, Ivan Pavlov’un klasik koşullanma deneyinden yola çıkarak araştırmalarına başlamıştır. Dolayısıyla yine köpeklerle çalışılmıştır. İlk başta boyunlarında tasmayla bağlı olan köpekler elektrik şokuna maruz bırakılmışlardır. Bazı köpekler içinde olduğu kutudan kurtulamadığından kaçınılmaz elektrik şoklarına maruz kalırken bazıları da kutunun karşı tarafına geçtiklerinde kaçınabildiklerini anladıkları elektrik şokuna maruz kalmıştır. Daha sonra tüm köpekler iki bölümlü olan (elektrik şoku olan kısım ve elektrik şoku olmayan kısım) kutunun elektrik şoku verilecek kısmına konmuşlardır. Daha önce kutunun karşı tarafına geçmeyle elektrik şokundan kurtulan köpekler yine aynı davranışı sergileyerek bir sıkıntı yaşamamışlardır fakat kaçınılmaz elektrik şokuna maruz kalan köpekler kutunun ikinci bölümünü (elektrik şoku olmayan kısım) görmelerine rağmen hiçbir kaçma davranışı sergilememişler, mecburen şokun bitmesini beklemişlerdir. Araştırmacılar bu duruma oldukça şaşırmış hatta şu ifadeleri kullanmışlardır: ‘Bizi hayrete düşürecek şekilde yere uzandı ve sessizce inledi.’ Ve şöyle devam eder ‘Bir dakika sonra elektrik şokunu durdurduk. Köpek engeli aşıp şoktan kaçmayı başaramamıştı.’.
Eminim araştırmacılar gibi siz de şaşkınlık içindesinizdir çünkü köpek ilk baştaki deneyde sergilediği kaçma davranışını ikinci deneyde kutu iki bölümlü olmasına rağmen denememiştir. Tabi ki ilk başta kaçması olanaksızdır ama ikincide neden hiç o çabaya bile girmemiştir? Çünkü ilk başta yaşadığı çaresizliği, imkansızlığı ikinci duruma genellemiş ve yine çabalasa bile elektrik şokuna maruz kalacağını düşünmüştür. Oysa şoktan kurtulması bir adım kadar yakındır aslında.
Peki biz bunun neresindeyiz, pandemi neresinde? Aslında bir adım kadar yakınız biz de. Belki de içindeyiz öğrenilmiş çaresizliğimizin çünkü psikolojik olarak da oldukça zor bir dönemden geçiyoruz fakat maalesef bunu konuşanlar sayılı.
Bir düşünün. Önce pandeminin hayatınıza etkisini, gittikçe azalan umudumuzu, evden çıkamamanın verdiği ruhsal bitmişlik halini, eski hayatlarımızın artık bir hayal gibi gelmesini… Sizi, beni ya da bizi etkileyen bu durumlar araştırmacıların verdiği elektrik şoku olsun. İçinden çıkışı olmayan kutuysa bitmek bilmeyen pandemi, içinde sağlığımız için durduğumuz evimiz, artık yürüyüş bile yaparken rahat nefes aldırmayan maskelerimize benzetelim öyleyse. Şimdi daha da tanıdık geldi mi öğrenilmiş çaresizliğimiz? Öyleyse araştırmacılar bizi asıl iki bölmeli kutuya koyduğunda ne yapacağız? Ya da iki bölmeli kutu tam olarak şu an neyi temsil ediyor?
Pandemi hayatlarımızdan birçok şeyi alıp götürmüş olsa da hala o elektrik şokundan kaçmak için o köpekler gibi imkânımız var aslında ama o kadar uzun süredir pandemi dönemi içerisindeyiz ki artık kaçamayacağımızı düşünüp umutsuzluğumuzu her şeye genellemekteyiz ne yazık ki. Bir kere artık yapacağımız her işe daha mutsuz bakıyor, daha umutsuz uyanıyor, yine mi aynı günü yaşayacağım düşüncesiyle gezip duruyoruz neredeyse. Bu da bizim kaçma imkânı olsa da ilk elektrik şokunda kaçamadığı için ikincide de kaçmayı denemeyen köpeklere benzediğimizi gösteriyor açıkça. Çaresizliğimiz içerisinde debelenip duruyoruz sadece. Hepimiz pandeminin biteceği gün için yaşıyoruz ama o gün gelene kadar hayatımızı nasıl güzelleştireceğimizi bilmiyoruz. Sürekli olanları düşünüyor, düşünmek istemedikçe sosyal medyada ya da haberlerde karşılaşıyoruz. Yaşadıklarımız yetmezmiş gibi sürekli virüsle ilgili çıkan yeni haberler umutsuzluğumuza umutsuzluk katıyor ve biz de bunu tüm hayatımıza genelliyoruz. Oysaki hayat daha bitmedi. Evet belki çaresizliği öğrendik, belki zor bir dönemden geçiyoruz ama neden bu süreçten biraz olsun uzaklaşmanın yollarını aramaz olduk artık? Deneyi okurken şaşırdığınız kaçmayan köpek haline neden geldiniz?
Peki öğrenilmiş çaresizliğinizi kabul ettikten sonra hala kaçmayıp elektrik şokunun bitmesini bekleyen o köpek gibi mi kalacaksınız siz de?
Yararlanılan Kaynaklar:
*Kişilik/Psikoloji Biliminin İnsan Doğasına Dair Söyledikleri- Jerry M. Burger