New York'un Bronx açıklarındaki Hart Adası'na kimse ziyarete gitmez. Şehrin kimsesiz ölülerinin gömüldüğü bu adada mezarların taşı yoktur, ismi yoktur, yalnızca numarası vardır. 1954'te oraya gömülen kadın, otuz yıl kadar önce Vatikan'da papanın karşısına oturmuş ve onun portresini yapmıştı. Adı Mihri Müşfik Hanım'dı.
Kadıköy'deki konaktan Montparnasse'a
26 Şubat 1886'da Kadıköy Baklatarlası'ndaki Rasim Paşa Konağı'nda doğan Mihri Müşfik Hanım, Abhaz Açba hanedanına bağlı bir aileden geliyordu. Babası Dr. Ahmed Rasim Paşa, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'de anatomi hocasıydı ve okulun başındaki isimdi; akşamları saz çalan, edebiyata ve resme meraklı bir adamdı. Mihri'nin ilk resim derslerini Akaretler'deki atölyesinde İtalyan oryantalist ressam Fausto Zonaro'dan alması bu ortamın doğal sonucuydu.
Sonrası bir Osmanlı hanımefendisi için hiç beklenmedik biçimde ilerlerdi. İstanbul'a gelen bir akrobat topluluğunun İtalyan yöneticisine âşık olurdu ve Roma'ya, oradan da Paris'e gitti. Montparnasse'ta bir dairede yaşamaya başlayan Mihri Müşfik Hanım geçimini portre siparişleriyle sağlamaya ve odalarından birini öğrencilere kiralayarak sağladı. Kiracılarından biri Sorbonne'da siyaset okuyan Müşfik Selami Bey'di. Bugün onu andığımız isimdeki "Müşfik" ondan kalmadır.
Kızlar için açılan ilk sanat okulu
1913'te Darülmuallimat'a resim öğretmeni olarak atandı ve bir yıl sonra kadınlar için açılan ilk güzel sanatlar okulu İnas Sanayi-i Nefise Mektebi kurulunca hem hocalık yaptı yine aynı dönem okulun müdürlüğünü de üstlendi.
Türkiye'nin ilk kuşak kadın ressamlarının önemli bir bölümü bu sıralardan geçmiştir. Bir kadının atölye yönettiği, model çalışmalarının tartışıldığı bir kurumdan söz ediyoruz; 1914 İstanbul'u için sıradan bir durum değil. O güne kadar resim yapan Osmanlı kadınları için tek yol evde, özel hocalarla, kapalı kapılar ardında çalışmaktı. Minyatür geleneğinin çözülüp yerini tuval resmine bıraktığı bu dönemde, bir kadının kurumsal bir okulun başına geçmesi yalnızca sanatsal değil idari bir kırılmaydı.
Mihri Müşfik Hanım ynı yıllarda Edebiyat-ı Cedide çevresiyle de oldukça yakındı. Tevfik Fikret'in Aşiyan'daki evi bir süre atölyesi oldu. Şairin 1915 tarihli pastel portresi bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nde duruyor.
Vatikan'da bir "odalık"
1919'da İttihat ve Terakki çevresiyle yakınlığı dedikoduya dönüşünce işgal altındaki İstanbul'dan ayrılıp 1922'de yeniden İtalya'ya döndü, ertesi yıl Müşfik Bey'den boşandı. İtalyan şair Gabriele D'Annunzio ile yakınlığı sayesinde Vatikan'ın kapıları açıldı: Papa XV. Benedictus'un portresini yaptı ve bir şapelin fresklerinin restorasyonunda çalıştı.
İtalyan sanat çevresinin ona bakışı ise hiç değişmedi. D'Annunzio'nun ressam Renato Brozzi'ye yazdığı 26 Ağustos 1926 tarihli mektupta Mihri şöyle anılır: "Odalık Mihri nerede?" Papayı resmetmiş profesyonel bir ressam, mektuplarda hâlâ haremden çıkmış bir figür olarak dolaşıyordu. Kendi ülkesinde fazla Batılı, Batı'da fazla Doğulu bulunmak, o kuşağın kadın sanatçıları için tekrar eden bir tuzaktı.
Çankaya'ya kendi eliyle götürdüğü portre
Cumhuriyet'in ilk yıllarında kısa süreliğine Türkiye'ye döndü ve Mustafa Kemal'i mareşal üniformasıyla gösteren büyük boyutlu portresini Çankaya Köşkü'ne bizzat götürüp kendisine takdim etti. Kaynaklar tabloyu genellikle 1922'ye tarihler. Eser bugün kayıp sayılıyor, akıbeti üzerine anlatılanlar birbirini tutmuyor.
New York'ta kaybolan iz
Roma, Paris, sonra Amerika...
New York Times'ın 25 Kasım 1928 tarihli bir haberine göre Mihri Müşfik Hanım'ın eserleri 26 Kasım ile 15 Aralık arasında George Maziroff Galerisi'nde sergilenecekti. Varlıklı ailelerin çocuklarına ders verdi, üniversitelerde konuk hocalık yaptı, 1931'de Thomas Edison'un portresini yaptı. 1938 ve 1939'da Long Island'daki Dünya Fuarı'nda protokol görevlisi olarak çalıştı. Savaş yıllarında New York'ta çıkan dergilere kapak illüstrasyonları hazırladığı aktarılır.
Edison portresi bu dönemin en iyi bilinen işlerinden biridir. Mihri Müşfik Hanım'ın portrelerinde tekrar eden bir tavır vardırİ yüzü sahneleştirmek yerine yalnız bırakmak, arka planı boşaltmak, bakışı ışığın geldiği yöne kurmak. Papa da, Mustafa Kemal de, Edison da aynı yöntemle resmedilmiştir.
Daha sonra Mihri'ye ait iz kayboldu. 1954'te yoksulluk içinde öldü ve Hart Adası'ndaki numaralı mezarlardan birine gömüldü. Ölümünden sonra yapılan çalışmalarda Türkiye, İtalya, Fransa ve Amerika'da toplam yüz elli civarında eseri kayıt altına alındı. Bunların önemli bir kısmının bugün nerede olduğu bilinmiyor.
Google 2017'de doğum gününde ona bir doodle ayırdı. New York Times 2019'da, zamanında ölüm ilanı yayımlanmamış kişiler için hazırladığı "Overlooked" dizisinde Mihri'yi andı.
Ölümünden altmış beş yıl sonra gelen bu jestler, Kadıköy'deki konaktan Vatikan'a uzanan yolun nasıl olup da isimsiz bir mezarda bittiğini açıklamıyor.