Sahip olmak istediklerin gün gelir sana sahip olur.

Chuck Palahniuk' un 1996 yılında yazdığı Dövüş Kulübü (Fight Club) adlı romanı; sosyolojik çözümlemeden feminist çözümlemeye, psikanaliz çözümlemeden, ideolojik çözümlemeye kadar çok farklı okumalara açık, yeraltı edebiyatına damga vurmuş bir eserdir. Ayrıca romanın popülerliğini sağlayan gelişmelerden biri de 1999 yılında yönetmen koltuğunda David Fincher’ın,başrolünde Brad Pitt’ in olduğu sinema uyarlamasının vizyona girmesiydi.

Farklı okumalara, derin anlam yoğunluğuna ve güçlü metaforlara sahip bu eser temelde kişinin kendi olma serüvenini anlatmaktadır; tüketim toplumuna, modernizme ve modernizmin yarattığı “mükemmel birey” algısına karşı güçlü bir eleştiridir. Başkarakter ve romanın anlatıcısı Jack, Amerika’ da bir sigorta şirketinde çalışan, gökdelendeki dairesinde yaşayan, tüketim toplumuna adapte olmuş, uykusuzluk problemiyle boğuşan ve asosyal biridir. Düşlediği hayata kavuşabilmek için güzel mobilyalara, el yapımı pahalı ürünlere ve çokça paraya sahip olması gerektiğini düşünür.

Doktorunun tavsiyesiyle bu hastalıklı düşüncelerden kurtulmak için kanser hastalarının terapi gruplarına katılmaya başlar. Daha sonra Marla Singer adlı bir kadın da terapi gruplarına katılır. Jack, Marla’nın hasta olmadığını, terapi gruplarına bedava eğlence olarak baktığını fark eder ve Marla’ ya düşmanlık besler. Söz konusu duygu aslında Jack’ in kendisiyle yüzleşmesidir çünkü her ikisi de rahatlama ihtiyacıyla bu topluluğa katılmıştır. Yani ikisi de yalan söylemektedir. Jack bu yüzleşmeyle tekrar uykusuzluk çekmeye başlar. Aynı zamanda Marla’ nın ölümden korkmayan yaşam felsefesi onu derinden etkiler.

“Marla'nın hayat felsefesi, bana söylediğine göre, ölmeye her an hazır oluşu. Marla' nın hayatındaki trajedi ise ölmüyor oluşu.”

Jack’ in hayatına giren ve onu derinden sarsan tek kişi MarlaSinger değildir. Romanın başında flashforward tekniğiyle son sahneyi gördüğümüz ve Jack’ in ağzına silah dayayan Tyler Durden asıl kırılma noktasıdır. Tyler yarı zamanlı sinema makinistliği yapan ve mizacı gereği ancak gece işlerinde çalışan biridir. Tyler, tüm insanlığın bir yanılsama içinde olduğunu, kendilerine vaat edilen hiçbir şeyin olmayacağını, dostluk, ahlak, vicdan gibi kavramların uydurma olduğunu düşünür. Herkes için değerli olan onun için değerli değildir. Bahsedilen özellikleriyle Tyler, kendi olmaya çalışan, kendi isteklerinin peşinde koşan, sahip olmaktan nefret eden biridir. Jack, Tyler’ a onu bu hayattan kurtarması için yalvarır. Tyler daha sonraJack’ın evini imha eder.Kişinin özgür olması için önce her şeyini kaybetmesi, tüm alışıla gelmiş düşünce kalıpları ve alışkanlıklarını yitirmesi gerektiğini düşünür. Tyler’ın bakış açısı, nihilizminden kurtulmak için nihilizmin yaşanması gerektiğini düşünen Nietzsche’yle aynı yöndedir. Bu bakımdan Tyler’ın Jack’a söylediği cümle önemlidir “sahip oldukların, sonunda sana sahip oluyor”.

Kalacak bir yeri olmayan Jack, Tyler ile birlikte kalmak istediğini söyler ancak bu isteğin kabul edilmesi için Tyler’ın suratına yumruk atması gerekir, üstelik bunu isteyen Tyler’ın kendisidir. Jack, zor da olsa bu isteği kabul eder ve dövüşmeye başlarlar. Bedensel acı özelinde, acıdan kaçma gayretindeki Jack, bu dövüşten kendisini de şaşırtan bir zevk alır ve Tyler’ın evinde yaşamaya başlar. Acıdan aldıkları haz Jack ve Tyler’ın, yalnızca erkeklerin katılabildiği bir dövüş kulübü kurmasına yol açar. Bu yolla Jack, Marla’yla tanıştıktan sonra nükseden uykusuzluk problemine yeni bir çözüm bulmuş olur. Haftanın belirli günleri, gittikçe genişleyen bir kalabalık, birbirlerini kıyasıya dövmeye başlar. Bedensel ve duygusal değişimine aldırış etmeyen Jack için dövüş, yaşadığının farkına varması anlamını taşır.

Tyler Durden’ ın her şeyine hayranım. Cesaretine, zekâsına, soğukkanlılığına. Tyler komik, çekici, etkileyici ve başına buyruk biri. Erkekler ona gıpta ediyor ve ondan dünyayı değiştirmesini bekliyorlar. Tyler güçlü ve özgür. Oysa ben değilim.”

Dövüş Kulübü önceleri az sayıdaki mensubuna arınma imkânı sunarken zamanla, kendine zarar verme eyleminin cazibesiyle bu kulüp toplumsallaşarak uygarlık karşıtı “kargaşa projesi”ne dönüşür. Tyler Durden aranması gereken cevabın kendini geliştirmek değil, kendine zarar vermek olduğunu düşünür ve Dövüş Kulübü’nü bu amaçla kurmuştur. Ancak kendini mahvederek ruhunun gerçek gücünü keşfedebileceğine inandığından fiziksel güçle ve mülkiyetle olan tüm bağlarını koparır. Felaket, onun trajediye ve yok oluşa doğru dönüşüm çizgisinin doğal bir parçasıdır. Dövüş Kulübünde umutlarını yitirmiş ve felaketi arzulayan, farklı meslek ve statülerden insanlar vardır: Muhasebeciler, devlet memurları, hizmetçiler, şoförler, sigortacılar, aşçılar, polisler, bekçiler, sekreterler, veznedarlar, bulaşıkçılar yani kısaca modern toplumun beyaz yakalı köleleri. Hayatlarının hiçbir anlamı olmayan, başarılı olmaya zorlanmış, kültür endüstrisinin sunduğu eğlence ve mutluluk reçetelerini satın almaya zorlanmış müşteriler...

Kültürümüz hepimizi aynı yaptı. Artık kimse gerçek anlamda beyaz ya da siyah, zengin ya da yoksul değil. Hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Teker teker, hiçbirimiz hiçbir şey değiliz.”

Tyler Durden etkileyici hitabıyla etkilediği müritleriyle birçok kargaşa projesine imza atıyor, yarattığı oluşum “binlerce yıldır insanoğlunun pisliğe çevirdiği gezegeni arındırma hareketi” olarak görülüyordu. Postmodernizmle birlikte çoğalan anlamlar, içi boşalan kavramlar ve artan içerik, imge, işaret ve işlevler bireylerin toplumdaki kimliklerini ve konumlarını bilinçli veya bilinçsiz olarak sorgulamalarına neden olmuştur. Toplumsal ve kültürel olanın değişmesi kaçınılmaz olarak gündelik yaşama ve bireye dair olanın da değişimini beraberinde getirmiş, bu da “postmodern” bireyin daha farklı bir benlik ve kimlik “sergilemesine” ve var olmak için farklı “stratejiler geliştirmesine” yol açmıştır.Bir anlam devrimi olarak görülen modernizmin aksine postmodernizm bir anlam yoksunluğu olarak karşımıza çıkmıştır. Metnin her alanında olduğu gibi Tyler’ ın vaazlarında da yoğun metaforlar ve eleştiriler vardır. Tyler’ ın yaşamından etkilenen Jack, zamanla Tyler gibi düşünmeye ve yaşamaya başlar.

“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir acımız yok, ne büyük savaşı ne de büyük buhranı yaşadık. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. Ve bunalımımız kendi hayatlarımız.”

Jack, kontrolden çıkan olayların önüne geçebilmek için Tyler’ ı aramaya koyulur ve bu arayış, kendisinin aslında Tyler olduğunu anlamasıyla noktalanır. Filmin bir diğer kırılma noktası burada gerçekleşir. Tyler’ ın kıyamet projesini durdurma girişimleri sonuçsuz kalan Jack modern tüketim toplumunu simgeleyen finans binalarını havaya uçurmanın önüne geçmek için bombaları kendisi imha etmeye çalışır. Tyler bu sahnede ortaya çıkar ve Jack’ i engellemek ister. Yıkımı isteyen Tyler, Jack’ in davranışından tatmin olmadığından, onunla kavgaya tutuşur. Jack parçalanmış benliğinin farkına varır ve Tyler Durden’ i kendi zihninde yarattığını anlar. Gündüzleri işe giderken geceleri ise Tyler olup uyku uyumadığının farkına varır. Jack aslında Tyler’ ın, hastalıklı zihninin bir ürünü olduğunu anlar.

Modern toplumun ironisini eleştiren birçok roman gibi Dövüş Kulübü romanı da yaşam tarzlarımızı sorgularken, bunu bilinçaltı, ilkel benlik, üst benlik, saldırganlık ve cinsellik gibi ruhbilimsel temeller üzerine dayandırmış, insanın bilinçaltının zaaflarını keşfeden yeni uyarıcı gönderme akımıkareleri de ustalıkla kullanmıştır. Jack’in sorunlu çocukluğundan kaynaklanan çift karakterli psikozu, onu çağdaşdünya düzeninin banka hesapları, kredi kartları, beyaz yakalı beyni uyuşturulmuş çalışanlar, sürekli tüketimi özendiren reklâmlar vb. ögelerine başkaldırarak bir yıkım planı başlatmaya kadar götürmüştür. Toplumun tüm bu mutluluk vaatleri karşısında uyku sorunlarıyla boğuşan, tükettikçe kapana kısılan ve asosyallik yüzünden yalnızlık çeken bir Jack vardır ve ilkel dürtülerine ihanet ediyor olması onda suçluluk yüzünden bir patlamaya neden olur. İkinci kişiliği Tyler ile çıkış yolu bulmaya çalışan Jack, önceleri sadece cinsel yönden ilgi duyduğu ve kullanıp kenara attığı Marla’ya karşı düşüncelerinde ikililik yaşar. Ona olan aşkını da özgürce yaşayamaz, bilinçaltı ile bilincinin kontrolü arasında kalmıştır.

Chuck Palahniuk’ un bu muhteşem romanı hakkında çok daha uzun konuşmalar yapılabilir. Üzerine binlerce sayfalık tezler yazılabilir. Birçok şey konuşulabilir. Fakat henüz hiçbir şey söylemiş değiliz. Çünkü ilk kuralın farkındayız:

“Dövüş kulübünün ilk kuralı dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.”

  • KAYNAKÇA
  • Cenk Ateş / Meral Serarslan - SCHOPENHAUER VE NİETZSCHE NİHİLİZMİ SARKACINDA DÖVÜŞ KULÜBÜ FİLMİNİN ÇÖZÜMLEMESİ
  • Musa Uysal- DÖVÜŞ KULÜBÜ: DÜNYADAN TARİHİ SÖKÜP ATMAK
  • Ezgi Sertalp- PARÇALANMIŞ BENLİKLER, PARÇALANMIŞ HAYATLAR VE PARÇALANMIŞ FİLMLER: BİR DÖVÜŞ KULÜBÜ OKUMASI
  • Işıl Horzum- ‘DÖVÜŞ KULÜBÜ’ FİLMİNİN RUHBİLİMSEL ÇÖZÜMLEMESİ
  • Bauman,Zygmunt- POSTMODERNLİK VE HOŞNUTSUZLUKLARI, ÇEV. İSMAİL TÜRKMEN
  • Benjamin, Walter- “SİDDETİN ELESTİRİSİ ÜZERİNE”, ÇEV. ECE GÖZTEPE
  • Ward, G. - POSTMODERNİZMİ ANLAMAK,ÇEV. T. GÖBEKÇİN
  • Chuck Palahniuk- DÖVÜŞ KULÜBÜ ÇEV. ELİF ÖZSAYAR, AYRINTI YAYINLARI