8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için yazılan yazılar arasında; psikolog kadınların hayatları, fark yaratan kadınların başarıları konularını içine alan yazılara aşinayız. Fakat bugün hem ülkemizi hem de tüm dünyayı etkisi altına alan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden bir kadın hareketini başlatma gereği duyduğunu görüyoruz ve bu konudan bahsedeceğiz.

Öyle ki bu eşitsizlik sadece alt sınıflar olarak hor görülen insanlar arasında değil, bilim ve akademi dünyasında da kendini hissettiriyor. Toplumsal eşitsizlik hayatının her alanında hiç olmadığı kadar hızla ilerliyor. Kadınları hor gören cahil insanlar hiçbir kanıt göstermeden yalnızca erkek oldukları için üstün olduklarına inanırken; akademi dünyası, bilim insanları yaptıkları "sözde" deneyleri kanıt göstererek kadınları bir kalıba sokuyor. Peki bunu nasıl yapıyor?

Araştırmalara göre "kırmızı renk giyen kadınların otostop çekmede daha başarılı olmasından", "topuklu ayakkabı giyen kadınların erkekler tarafından daha fazla yardım almasına" kadar bir çok deney aslında kadınları bir kalıbın içine sokuyor. Üstelik bunlar doğru bile değil.

Kadınların daha empatik, erkeklerin daha sistematik bir beyne sahip olması yalanı ise herkesin dilinden bir türlü düşmeyen akademik suç teşkil eden iddialar. Empatik insan ne demektir? Başkasının duygusunu anlayan ona göre davranan. Kadınların toplumsal baskına ne kadar benziyor değil mi? Kadın kocasının duygusunu anlamalı ona göre davranmalı. Örneğin: eğer erkek sinirliyse kadın daha uysal olmalı susmalı. Akademi dünyası "kadını" nasıl görmek istiyorsa araştırmalarıyla kadını o kalıba sokuyor. Bunun yanı sıra erkeklerin daha sistematik olduğunu söylemiş bilim dünyası. Erkekler daha rasyoneldir, duygu barındırmazlar, sistematik oldukları için maddi konuları daha kolay hallederler. Bu da erkeğe atfedilen yüce özelliklerden bir tanesi. Bundan hem bir kadın olarak, hem de eminim erkek okuyucularımızın da doğru bulmadığını düşünüyorum.

Hem kadınları baskılayan bir eril akademik dil, hem erkekleri yücelten ve sen güçlüsün diyen bir dil. Oysa ben kadın olarak baskı görmeye razı mıyım? Erkekler gerçekten güçlü olmak zorunda mı? İki cinsi de tek bir kalıba sokan düşünceler.

Kadınları toplumda nasıl görmelerini istiyorlarsa akademiyi de bu şekilde ilerletiyorlar. 21.yüzyıl görüntüde eşitlikçi. Deneylerde ve araştırmalarda cinsiyet kısmını eğer varsa, deneyin sonucunda kadın-erkek ayrımı olup olmadığına bakılıyor. Eğer araştırmanın sonucunda kadın ve erkek arasında anlamlı bir fark varsa bu araştırmaların medyada yer bulma ihtimali, araştırmanın atıf alma ihtimali çoğalıyor. Üstelik kadın ve erkek ayrımı yüz kişilik bir araştırma yaptıysanız bile önemli olarak görülüyor. Bu araştırmaları nasıl herkese genelleyebiliriz?

Buna karşın kadın ve erkeklerin anlamlı bir farkının olmadığı araştırmalar medyada kendine yer bulamıyor. Medya, akademi dünyası bu eşitsizliği destekliyor. Kadınları toplumsal baskı ve toplumsal eşitsizlik olarak ezmek isteyen güçler bu akademik bilgilerle sözlerini destekliyor.

Aynı matematik sorusunu çözen kadın ve erkek performanslarına bakıldığında ikisinin de soruya doğru cevap vermesine rağmen kadınların kendinden daha az emin olduklarını görüyoruz. Toplumsal baskıya göre matematik dersini en iyi erkekler anlar, matematikle alakalı bölümlere (mühendislik) sadece erkekler girebilir. Kadının soruya doğru cevap vermesine rağmen üstünde bir baskı taşıması aslında toplumda gördüğü bu yalan inanışların kulağının bir köşesinde taşımasından kaynaklanıyor. Aslında bu düşüncelerin ilmek ilmek küçüklükten beri işlemesi buna neden oluyor.

8 Mart için yazdığım yazıya bir resim ararken Rus Ressam Andrey Remnev'in bu tablosuna denk geldim. İlk dikkat çeken şey siyah saçlı kadın, kırmızı bir ip tutuyor elinde. İp daha sonra saçındaki örgüye işleniyor. Gelinliğin üstüne takılan kadının "bakire" olduğunu simgeleyen kırmızı kurdele ile benzer. Sanki kadına ilmek ilmek işlenen mesaj bu. Kafasındaki örgü, sanki beynine bunun işlenmesini tasvir ediyor. Kadının arkasındaki diğer tasvirler ise "günah ve sevabı" konuşan, durmadan bize hatırlatan diğer herkes. Ailemiz, sosyal çevremiz, akrabalarımız. Hepsi bize o baskıyı hissettiriyor.

Bugün tüm dünyadaki kadınlar olarak toplumsal eşitsizliğe dur demek için birlikte olmalıyız. 8 mart şiddete, tacize, tecavüze dur deme zamanı. 8 mart istanbul sözleşmesinin uygulanma, anıt sayaçın 0 olma zamanı.

Anıt Sayaçın 0 olduğu 8 Martlara.

http://anitsayac.com/

KAYNAKÇA

https://www.youtube.com/watch?v=61xAjfGn6KI