Caravaggio-Bacchus (1595)
Bu resme kim bakarsa baksın, hakkında yeni bir fikir üretebilir. Kimi fırça darbesine, kimi figürüne, kimi de sanatçısına, hatta kimlerin nereye odaklanacağı hakkında bile sayısız örnek çıkabilir. Ama bunlardan
önce görmemiz gereken bir şey var, o da bu resme bakabilmemizi, algılayabilmemizi sağlayan, ama hiç
dikkat çekmeyen bir şey. Işık ve onun renkleri.

Hayati bir önemi olmasının yanı sıra, bizim için rengin
keşfini yapmamızı sağlayan bir olgudur ışık…

Aslında zaten renk; ışık ve cismin molekül yapısı sayesinde oluşur. Gördüğümüz her şeyin, her güzel anın ve her fırça darbesinin sebebidir.
Aldığım derslerin birinde, fotoğraf hocam ”Fotoğrafa bir tanım yapmak gerekirse, ışıkla resim yapma
sanatı denir.” demişti. Çok derin bir cümle aslında. Çünkü temeline bakarsak, şu an bütün sanat dallarının tek ve önemli süsü ışıktır.

Fakat yukarıdaki resme veya herhangi bir esere öylesine bakanı
bırakın, kendini sanatçı olarak adlandıran kesimin büyük bir bölümünün bile bu işin ham maddesine inmesi, sadece görsellik olarak değil, bu işin emeğini de, doğasını da göz önünde bulundurması gibi bir şey söz konusu değil (Sergiye çıktı, iş tamam!). Oysa ki geçmiş zamanlarda sanatçılar, astronomi, mekanik, edebiyat ve nice dallara az çok hakim kalabilmiş, hatta sanatçı kimliği kadar diğerlerini de önde
tutabilmişlerdir. Bana göre bunu yapmalarının sebebi bir tuvale sadece boya değil, emeği ve bir zihne dokunma isteğini sığdırabilmeleridir. Bu yüzden bir resme bakmadan önce, onun nasıl yapılabilecek hale
geldiğine bakmamız gerektiğini düşünürüm.
Aslında, çoğu şey Newton ile birlikte başlıyor:

Bir gün Newton, karanlık bir odaya kapanıp, içeriye küçük
bir delikten tek bir güneş ışınına eş değer ince bir ışık demeti girmesini sağlamış ve sonra onun cam prizma bir çubuktan geçmesini sağlayarak bütün renk tayfını görmüştür.

Sonrasında ise Thomas Young isimli bir fizikçi, Newton’ un deneyinin tersini yapıyor.

Şöyle düşünelim,duvara yansıtılmış kırmızı bir daire ve yeşil bir daire kesiştiriliyor, sonrasında ise sarı renk ortaya çıkıyor.
Sonra yanına mavi konuyor ve kesiştiği tüm noktaların birleşimi beyaz oluyor. Yani saf ışık!
Aslında asıl konumuz, cisimlerin rengi nasıl aldığı. Bunlar ışığın emilmesi ve yansıtılmasıyla oluşuyor. Aldıkları ışığın tümünü ya da bir bölümü yansıtma özelliği vardır cisimlerde. Ha domates neden kırmızı,
ağaçlar neden yeşil, onlar hakkında bir fikrim yok henüz. Okuduğum kitaplarda da tam bir sonuç elde edemedim bu konu hakkında.
Işığın emilmesi ve yansıtılması ise şu şekilde oluyor. Örneğin kırmızı bir kitap; beyaz ışıktan gelen, tayftaki bütün renkleri emiyor ve kırmızıyı yansıtıyor sadece. Böylelikle o cismi kırmızı görüyoruz.

Şimdi biraz u dönüşü yapacağım çünkü boya ve ışığın renk işleyişi biraz farklı. Bunun sebeplerinden biri ise, boyanın aktif yüzey maddesi. Kısaca içindeki kimyasal. Yüzey aktif madde, kısaca çözündüklerinde yüzey gerilimini azaltan maddelere deniyor. Boyada ise, boyayı sürmeyi ve yağ ile ıslatmayı kolaylaştıran düzenlemeler yapıyor. Aynı zamanda pigmentin ıslatılabilmesine de yarıyor. Thomas’ ın yaptığı bu deney (tarihe adını yazdırmış insanlardan babamın oğlu gibi bahsetmekten keyif alıyorum) ışığın atmosferdeki rengi üzerine aslında. Bu da kafaları biraz karıştırmış çünkü iki ayrı zıt olay da aynı kaynaktan geliyor, ışık.
Işık tarafından oluşturulan renk etkilerini başarılı bir biçimde taklit edebilmek için tayfın altı rengi gereklidir. Bu durumda yapılacak şey;
Işığın ikincil renklerini boyaların birincil rengi
Işığın birincil renklerini boyaların ikincil rengi yapmaktır.

Böyle bir değişmeye aynı zamanda eklemeli çıkarmalı sentezler etki eder. Işık, karışıma ışık ekler, buna da eklemeli sentez denir. Pigmentli renklerde ışık aradan kalkar. Bu yüzden çıkarmalı sentez olur.
Birincil ana pigment renkler; siyan mavisi-macenta-sarı, ikincil ana renkler-kırmızı-yeşil-koyu mavi olarak geçiyor.
Işıkta ise bu durum tam tersi olur. Bunun sonrasında ise, pigment boyaların birbirini nasıl tamamladığı, boyaların öz-ışığa göre-yansımaya
göre renklendirilmesi, perspektif açısına ve göz algısına göre resmin renklendirilmesi ve ışığın doğaya etkisinin, tuvale geçiş evresinde nasıl bir renk cümbüşü yarattığı gibi konular geliyor. Yani iş sadece
ışığın nasıl yansıttığını bulmakla kalmıyor, ışığın, doğanın üzerinde nasıl renk değiştirdiğini ve yarattığı illüzyonu çözümleyip kağıda geçirmekte oldukça zor bir marifet. Ayrıca doğal ışığın yoğunluğunda azalma olursa, ışık mavileşmeye başlıyor ve ışık etkilediği tüm renkleri mavileştiriyor. Renkte atmosferin etkisi büyük bir önem taşıyor. Buna uzaklaşan maddelerin soluklaşması ve ufuktaki dağların mavi-gri tonlara bürünmesi örnek olarak gösterilebilir. Flaman ekolünün bu konuya örnek olabileceği çok iyi sanatçıları var (onu da ekleyeceğim) Gün boyunca ışıktan etkilenerek ton değiştiriyor yani. Bunun için zihnin algısını oldukça açmak ve her küçük detaya önem vermek gerekiyor.
Resim, heykel, seramik veya fotoğraf fark etmez, her dalda ışığın yanlış kullanımı eserde sorun yaratabilir, oran orantı veya anatomi ne kadar düzgün olursa olsun, etkiyi veren şey çoğunlukla renk ve ışık-gölgedir. Eğer olayın doğasını kavrarsak, yaptığımız işlere de, sabah uyandığımızda gördüğümüz manzaraya da daha dikkatli bakarız belki de. Her zaman orada olduğunu bileceğimiz şeyler, gelip geçici
olanlardan daha önemlidir aslında. Tıpkı ışık gibi.
Kısa da olsa, renk ve ışık hakkında hemen hemen fikir sahibi olabileceğimiz konular bunlar. Bunları sanatta bu kadar önemli yapan şey ise, ışık-gölge oyunlarının ve renklerin kullanımının, eseri büyük
ölçüde etkilemesi,insanda büyük bir derinlik etkisi yaratabilmesidir. Hayatımızın her alanında karşımıza çıkan sorun aslında şu, bir şeyi yaparken, derinine, maddesine veya nereden geldiğine dair hiçbir
merakımız olmuyor. Ama bazen sihir en basitte ve başlangıçta olabiliyor. Tabi her zaman detaycılığa kapılarak bile, temel ve genel bir düşünme yapısı oturtmak en sağlıklısı diyorum. Çünkü burada bahsettiğim renk bozulmaları, oluşumu ve yapısı sadece bizim gezegenimize has bir durum, her yapı ve oluşumda dış etkenlerle değişiklik gösteriyor algımız. Bunu bazen hiç fark etmiyoruz. Tıpkı Caravaggio’ nun bu eserde
tanrı algısını ağır eleştirmesi ve bunu kimsenin belli bir süre fark etmemesi gibi...

Kaynakça

Renk Teorisi- Jose M. Parramon
Yüzey Aktif Maddeler- Oya Galioğlu Atıcı
Optik- Newton
Renkler ve Malzemeleri-François Delamare Bernard Guineau