Sanki kulağımda bir Serenad, uçurumun ucundayım. Avını bekleyen bir hayvan gibi usulca bekliyorum kaderimi, bana gelecekleri. Sessiz, tepkisiz, öylece bakıyorum ufuklara. Ufku bekliyorum. Kırmızılaşmasını, içime o nahoş sarhoşluğu bırakmasını ve güneşin usulca o perdeden çekilip ışığını aya bırakmasını izliyorum. Neyi bekliyorum sahi? O sevginin sonsuzluğa karışacağı kelimeleri mi bekliyorum yoksa beni o sevgiyle buluşturacak sözleri mi? Ben elbette ki sevginin bana kavuşmasını bekliyorum, bundandır mehtabı izleyişlerim. Her gece o ayı bu yüzden bekliyorum. Gelsin de yüreğimde onun için var olan o kovuğa ışık doğurmaya devam etsin diye. Bir yüreği korkutmadan sevmenin, izlemenin kaç yolu olabilir?

Sanki kulağımda bir Serenad, uçurumun ucundayım. Her zaman hayal ettiğim, koluma suretini dövdürdüğüm uçurumdayım. Bu sefer içimde bir ölüm sessizliği. Yüreğimi kaplayan karanlık, sırtıma ağırlık yapıp beni aşağı itiyor. Biri bağırıyor içeriden, karanlıktan kurtulmak için. Bendim o bağıran. Kendim bile sesimi duymamıştım, kendi masalımı bile kendime anlatamamıştım.

Sanki kulağımda bir Serenad, arkamda bir ton çöp var. Bu çöpler beni almış getirmiş buralara. Sahte toplumlar, sevgisiz evebeynler, coğrafyanın bana giydirmeye çalıştığı o kılıflar… Hiçbirini benliğimde kabul etmeyince hepsi çöp gibi doluşmuş arkamda. Kendimi o uçurumdan atmamı bekliyor. Neden peki? Ben neden bu çöplerden sıyrılıp kendi renklerimde yaşayamıyorum? Neden çevremi saran bu yığınla katran benim sorunum ve suçum oluyor? Hayata bu kadar sevgiyle bakarken neden bununla cezalandırılıyorum? Tek isteğim güneş, ışığını bana da usulca vurduğunda ruh rengimi gökyüzüne vurmaktı. Benim gibi nefessiz kalanlara nefes olmaktı. Umut etmek için kafasını yukarı kaldıran herkese sevgi dolu ışığımı göndermek istedim. Buydu amacım bu dünyada. Önce bu renkleri sevdiklerimin kalbine işlemek sonra da dünyada iyiliğe sebep olmak istedim ama arkamdaki bu katran yığını yüzünden artık ben de siyah görüyorum kendimi aynaya baktığımda. Artık umut olmak isterken umut arayan oldum ufacık hüzmelerin arasında. Üstat Küçük İskender’in dediği gibi; haram oldu yollar, iliğime batırdım ben o ceylan kemiğini, sonumu getirdim. Bir gün iyileşsem bile onu bana geri getiremeyeceğinden korkuyorum bütün bu olanların, hayatın, kaderin belki de…

Sanki kulağımda bir Serenad, önümde bir uçurum. Ya ben kendimi atacağım oradan ya da arkamda ne varsa dağıtıp sevdiğim ne varsa, kim varsa yanıma alıp o mehtabı onlarla bekleyeceğim. Beni saran bu katranı atacağım gölgesiz denizlerin karanlığına. Alacağım elime fırçayı ve ölümü beklediğim bu mehtabı işleyeceğim sonsuzluk kağıtlarına. Önce fırçalarım sonra da ruhum dolaşacak bütün bu kaosun ortasında. Ya ben yeneceğim karanlığı ya da bu karanlığa kendimi teslim edeceğim. Pamuk ipliğinde yaşamım sanki. Kulağımda bir Serenad, kalbimde bir efuli, saçlarımda bir rüzgar. Bekliyorum.