“Göklerin kızı, ruhumun tapınağı 

Güzelliklerin en güzeli Ophelia

İnanma istersen yıldızların yandığına

Güneşin döndüğüne inanma,

Doğrunun ta kendisini yalan bil,

Ama seni sevdiğime inan Ophelia

…”

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” cümlesi ile bilinen Hamlet, dünyada en çok sahnelenen oyunlardan biri olmuştur. Temelde iktidar savaşlarını ve Hamlet'in intikamını konu alır. Oldukça az söz edilen bir karakter daha vardır bu hikayede: Ophelia. Yirmi perdeli oyunun yalnızca beşinde karşımıza çıkar. Ancak yıllar içinde ataerkil toplumda bastırılan, konuşturulmayan, aşağılanan kadınların sembolü haline gelmiştir. Öyle ki daha ilk sahnesinde abisi ve babası tarafından, aşık olduğu Hamlet’ten uzak durması, kendisini koruması öğütlenir. Hamlet’le konuşmasını ve görüşmesini yasaklar babası. Ophelia ise her söylenene boyun eğer. Abisine “Sözlerini hafızama kilitledim, anahtarı senin elinde.” demekle yetinecek kadar az konuşur ve itaatkardır. Ancak sonrasında güya kızını korumaya çalışan babası, kralın gözüne girmek için Ophelia’yı Hamlet’le bile buluşturur. Aslında önemsediği şeyin itibarı olduğunu anlarız böylece. Ophelia adeta cansız bir varlıkmışçasına Hamlet’e hazırlanan bir tuzak için kullanılır. Kendisine Ophelia kullanılarak tuzak kurulduğunu anlayan Hamlet ise Ophelia’ya çok ağır sözlerle hakaretler eder. Ona aşık olmadığını söyler, alay eder, kendisini manastıra kapatması gerektiğini, ancak buna layık olduğunu söyler. Sevdiği adam tarafından aşağılanan Ophelia bir kez daha yıkılır, incinir.

Tüm bu yaşadıklarına rağmen kimseye isyan etmez Ophelia, ne Hamlet’e, ne babasına ve abisine sadakatinden ödün vermez. Ama belki tüm bu sindirdiği davranışların, yok sayılmanın, karşılıksız aşkının, ve son olarak babasının Hamlet tarafından öldürülmesi üzerine yaşadığı sarsıntının sonucunda delirmiş olarak karşımıza çıkar sonraki sahnede. Sanki o güne kadar tüm söyleyemediklerini dile getirdiği bir şarkı mırıldanır: 

“Nasıl ayırt ederim bir bakışta

Seveni sevmeyenden?

Külahından, tozlu çarıklarından,

Elindeki değnekten.

…”

Sonra çiçekler dağıtır Ophelia. Ölen babasının ardından yaktığı ağıtla ve dağıttığı çiçeklerle temsili bir cenaze töreni yaşanır. 

Bir zaman sonra ise kraliçe çıkagelir Ophelia’nın boğulduğu haberiyle: 

“Bir söğüt var şurada, ırmağın üstüne sarkmış,

Gümüş yaprakları sularda yansıyan

Ophelia oraya geldi garip çelenklerle,

Düğün çiçekleri, sarı yaban otları, papatyalar,

Bir de o uzun mor çiçeklerden, şu çobanların

Söylemesi ayıp bir ad verdikleri,

Genç kızların ölü parmağı dediği çiçekler.

Orada,çelenklerini asmak için belki

Tırmanırken söğüdün sarkan dallarına,

Kıskanç bir dal kırılıvermiş

Ve Ophelia düşmüş bütün çiçekleriyle

Gözyaşları içinde ırmağın.

Etekleri açılıp yayılmış da sulara

Bir süre kalmış ırmağın üstünde deniz kızı gibi

Başına gelenden habersiz,

Ya da sularda yaşamak için yaratılmış gibi,

Türkü söylüyormuş Ophelia

Bölük pörçük eski halk türküleri.

Ama ne kadar sürebilir ki bu?

Su içip ağırlaşınca etekleri

Kesip zavallıcığın güzelim tatlı sesini

Ölüm çamurlarına batırmışlar Ophelia'yı.”

Hikayede bu şekilde anlatılsa da, Ophelia’nın aslında nasıl öldüğü bilinmez. Kimilerine göre bir intihardır. Ancak her nasıl olursa olsun bu poetik ölüm çok kere resmedilmiştir. 

Ophelia - Sir John Everett Millais

Tablolardan en çok bilineni İngiliz ressam Sir John Everett Millais’in tablosudur.

Eser Raffaello Öncesi Kardeşlik dönemine aittir. Ön-Raffaellocular figürlerin güzelliğinden çok, olduğu gibi ve detaylarıyla resmetmeye önem vermişler ve böylece Yüksek Rönesans’ın klasik güzellik algısına karşı çıkarak Raffaello ve Michelangelo öncesindeki Erken rönesans-Ortaçağ resmine benzer bir tarz oluşturmuşlardır. Yüksek rönesans eserlerini abartılı ve yapmacık bulan bu bir grup ressam, yalınlık ve mütevazilikten yana olmuş, doğayı olduğu gibi, bütün ayrıntılarıyla, adeta bir fotoğraf gibi resmetmişlerdir. Millais’in tablosunu incelediğimizde de iki ana tema görürüz: Ophelia’nın kendisi ve içinde bulunduğu doğal ortam.

1851-52 yılları arasında yapılmış olan bu resim resmedilirken iki farklı mekan kullanılmıştır. Arka plandaki manzara İngiltere'deki Hogsmill nehri kıyısında, Ophelia figürü ise ressamın Londra’daki stüdyosunda bir model su dolu küvet içinde saatlerce bekletilirken çizilmiştir. Hatta model, bu süreçte üşüterek ağır bir hastalık geçirmiştir. Resim çizilirken Millais manzara kısmı için 5 ay gibi çok daha uzun bir zaman harcamış olsa da, kusursuz güzellikte bir Ophelia ortaya çıkarmayı da başarmıştır.

Kraliçe’nin dizelerindeki gibi, başına gelenlerden bihaber, huzur içinde şarkı söylerken birazdan ölecek olan Ophelia… Yine bu dizelerde anlatıldığı gibi, gerçeklerinden ayırt etmesi zor onlarca çiçek görürüz resimde. Kısacası izleyene pek çok farklı duyguyu bir arada yaşatan mükemmel bir eserdir Millais’in bu resmi.

 Millais’inki kadar popülerlik kazanamasalar da bu sahne sanat tarihi içerisinde çok kez resmedilmiştir. Bu noktada Ophelia konulu birden fazla resmi bulunan John William Waterhouse’dan söz etmemek olmaz.

Waterhouse her ne kadar Raffaello öncesi kardeşlik dağıldıktan çok sonra eser vermeye başlamışsa da ön-Raffaello tarzını benimsemiştir. Ressam çeşitli edebiyat eserlerini referans alarak çizdiği hüzünlü kadın resimleriyle bilinir. Yine suda ölen bir kadını resmettiği Shalott Leydisi oldukça ikonik bir eserdir. Ophelia tablolarında da muhtemelen aynı modeli kullanmıştır. 

Diğer bazı Ophelia tasvirleri ise:

Hamlet gibi uzun bir oyun içinde bu kadar az yer almasına rağmen bugün resim, müzik, heykel, sinema gibi pek çok sanat dalı içinde ayrı ayrı yer edinecek kadar önemli bir karakter haline gelen Ophelia, kadınlar için önemli bir sembol olmaya devam etmektedir. 

Kaynakça 

https://en.wikipedia.org/wiki/Ophelia

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/590718

https://www.tate.org.uk/art/artworks/millais-ophelia-n01506/story-ophelia

Hodge, S. (2011). Gerçekten Bilmeniz Gereken 50 Sanat Fikri. Ankara: Domingo yayınevi

https://bookstr.com/article/9-paintings-of-hamlets-ophelia-that-are-almost-better-than-hamlet/