Bir edebiyatçı olarak size ilk sorulan ve sizden ilk beklenen şey soran kişiye kitap önermenizdir. Sanki önerdiğiniz kitabı sevecekmiş ya da okuma zevkleriniz aynıymış gibi. Bu soru yıllarca üzerimde bir yük oluşturdu. Biri bana en sevdiğim kitabı sorsa, kitap önermemi istese ne derim diye düşündüm. Hatta oturup liste bile yaptım içime sinmeye sinmeye…
Ama sonunda en sevdiğim kitabı buldum: “Ben, Kirke”
Kitap, Goodreads okurlarına göre 2018’in en iyi fantastik romanı seçilmiş. Mitoloji okumayı seven herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir kitap fakat daha önce mitoloji hakkında bir bilginiz yoksa Truva, İlyada ve Odessiea hakkında bir şeyler duymadıysanız sadece Zeus’un adını duyduysanız yapmanız gereken ilk şey kitabın sonundaki “Karakter Dizini” bölümünü okumak.
Bunun üzerine denizin derinlerindeki kadim bir tanrı seslendi:
Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.
Kirke’nin adıyla daha önce Odessia’da karşılaşmıştık. Var olduğu dünyaya ayak uydurmaya zorlanan, garipsenen ailesi tarafından dışlanan ve ezilen bir cadı. Güneş tanrısı Helios ve Nympha Perseis’ in kızı.
Birinin yokluğumdan bahsetmesini bekledim ama kimse bahsetmedi çünkü kimse yokluğumu fark etmemişti.
Toplumda belirli bir kesim, kadınlardan evlenmesi ve çocuk doğurmasını, kadınların tek işinin evde koca beklemek olduğunu savunur. Bu yargı kitapta da karşımıza çıkıyor. Ölümsüzler de her kadının evlenmesi gerektiği düşünüyor ve daha ilk sayfalardan kadınlar kolayca başka erkeklere “istiyorsan al, senindir” şeklinde babaları tarafından veriliyor. Tanrıça ya da ilahi bir kadın bile olsanız erkekler sizin hayatınızı belirleyebiliyor. Ne tuhaf! Kirke’nin babası tarafından bir erkeğe verilmemesi onun belki de herkes gibi olmamasını sağlayan bir şeydir.
Kadınların narin yaratıklar olduğu, çiçek, yumurta, bir anlık dikkatsizlikle ezilebilecek şeyler olduğu söylenir hep. Buna eskiden inanmış olsam bile artık inanmıyordum.
Kirke’nin asıl hikayesi cadı olduğunu keşfetmesiyle ve sürgüne gönderilmesiyle başlıyor. Yalnız olmayı seviyor mu, evlenmeyi ve doğurmayı ister miydi soruları ise yıllar yıllar sonra kafasına takılıyor. Hermes’in ona ziyaretleri biraz olsun sürgünün dışındaki hayat hakkında bilgi sahibi olmasını sağlıyor. Ve Odysseus… Odysseus, bir ölümlü ve Kirke’nin çocuğunun babası. Odysseus başlarda çok yiğit bir kahraman olarak anlatılır fakat sonlara doğru kendi oğluna karşı tavrı normalden çok farklıdır. Odysseus, Truva savaşındaki at hilesinin fikir babasıdır ve Tanrıça Athena’nın da gözdesidir fakat bir ölümlüdür.
Onu omuzlarından tutmak istedim. Ne yaparsan yap, demek istedim, aşırı mutlu olma. O zaman başından aşağı ateşler yağar.
Bir şey söylemedim. Bıraktım dans etsin.
Kitabın İthaki Yayınları tarafından ilk baskısı 2019 yılında yapılmış ve Seda Çıngay Mellor tarafından çevrilmiş. Kitap kapağı benim için çok karmaşık olsa da tasarım açısından çok başarılı.
Metinde geçen isimler ise Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nden alınmış. 400 sayfalık bir metin olmasına rağmen hikâye içinde hikaye okuduğunuz için daha uzunmuş gibi hissediyorsunuz. Bu da kimi okurlar tarafından eleştirilen bir detay olmuş çünkü Kirke'nin kendini bulma macerasının uzadığını ve sıkıcılaştığını belirtmişler fakat ben kitabı oldukça kısa bir sürede tamamladım ve karmaşıklıktan ziyade metin arasında bildiğim hikâyelere denk gelmek beni mutlu etti. Örneğin İkaros’un güneşe doğru uçması, Ay Tanrıçası Selene ve çoban Endymion…
Daha öncede belirttiğim gibi Kirke’nin kendini bulma macerası uzun sürdü. Bunun sebebinin yazarın daha çok hikâyeye yer vermek istemesi olduğunu düşünüyorum. Hikâyenin sonlarına kadar Kirke’nin daha baskın olacağı yeri bekledim. Hayatını değiştirenlere kafa tutacağı yere ulaşmak oldukça zaman aldı. Sonunda açık bir şekilde ifade edilmese de okurun Kirke’nin mutlu olduğuna ve hayalini kurduğu şeyleri yaptığından emin bir şekilde kitabı kapattığını düşünüyorum.
Arasına bir gül koyup kuruttuğum ilk kitap... Üzerine konuşmayı, okumayı şimdiden çok sevdim.