Barok mimarisinin en görkemli yapılarından biri olan Melk Manastırı, Jakob Prandtuer adlı bir mimar tarafından yapılmış ve bazı gezgin İtalyan virtuosileri (usta sanatçılar) tarafından süslenmiş. Bu muhteşem yapı Avusturya'da, Tuna nehri üzerinde bulunuyor.

Manastırın büyük bir bölümünde Barok işlemeler ve süslemeler bulunuyor. Kilisenin içinde müthiş bir renk armonisi var ve adeta resimlerin ''sesini'' duyabiliyorsunuz. Karmaşık süslemeler ve altın yaldızlar hem Barok hem de Rokoko esintileri veriyor. Kubbelerin büyüklüğüyle harmanlanan o altın rengi yaldızlar, hem kutsallığın, hem de üslubun görkemini ortaya çıkarır nitelikte. Manastırın içinde aynı zamanda orası ziyaret eden Maria Theresia ve eşi Kaiser Franz Stephan'ın tabloları bulunuyor. Bu jesti(!) bir çok kilisede görebiliriz. Birkaç yazı öncesinde bahsettiğimiz Şansölye Rolin'in, Jan van Eyck'a; bir kiliseye hediye vermek üzere yaptırmış olduğu ve kendisinin de içinde bulunduğu ''kutsanma'' ana temalı resmi gibi. Maria Theresia'da 13 Mayıs 1717- 29 Kasım 1780 yılları arasında yaşamış, Hasburg Hanedanlığı'nın devleti bizzat yöneten tek imparatoriçesi olmuştur. Ayrıca 1740-1780 yılları arasında Macaristan ve Bohemya Kraliçesi ve Avusturya Arşidüşesi olmuştur.

Mekana tekrar gelirsek, E.H Gombrich'in bu konuda ki yorumunu okursak, mekanın önemini daha iyi anlayabiliriz.

''Bernini veya Borromini en coşkun anlarında bile, bu derece ileri gitmemişlerdi. Bir bir Avusturyalı çiftçi için köydeki evinden çıkıp, bu garip harikalar diyarına girmenin ne anlama geldiğini bir kez daha düşünelim. Her yer, bulutlarla dolu. Bulutların üzerinde müzik çalan ve hareketleriyle Cennet'in mutluluğunu gösteren melekler var. Meleklerin bazıları vaz kürsüsünün üzerine yerleşmiş, her şey hareket ediyor, dans ediyor ve görkemli sunağı çevreleyen mimari, bu coşkunun ritminde sallanıyor gibi. Böyle bir kilisenin içinde hiçbir şey ''doğal'' ya da ''normal'' değil- zaten amaçlanan da bu değil. Amaç, Cennet'in ihtişamını önceden göstermek. Belki herkes Cennet'i bu şekilde düşünmüyor, ama bütün bunların ortasında, mekan sizi tamamen içine alıyor ve artık insanın kafasında hiçbir soru kalmıyor.''

Kaynakça; E.H. Gombrich, Sanatın Öyküsü