Homeros’un büyük yapıtlarından biri olarak bilinen Odysseia'yı okuduğunuzda karşınıza sayısız karakter çıkar. Truva Savaşı’ndan dönen Odysseus ve arkadaşlarının maceralarının anlatıldığı bu eserde erkeğin gölgesinde kalmış bir karakter ilginizi çekebilir: Odysseus ve arkadaşlarını bir yıl boyunca kutsal adasında konuk eden – ya da hapis tutan- cadı tanrıça Kirke.

Özellikle Madeline Miller’ın yazdığı Ben Kirke adlı kitaptan sonra tarihin tozlu sayfaları arasında solup gitmiş bir karakter olan bu tanrıça, son dönem okuyucularının da ilgisini çekti. Geçmiş mitlerde cadı, karanlık ve kötü olarak erkeğin karşısına konumlandırılan kadını ters bir bakış açısıyla gözlemleyip olayları onun ağzından kurgulayarak anlatmak zor olmakla birlikte aynı zamanda bize olayları farklı bir açıdan değerlendirme şansı sağlamakta. Bu açıdan kitabın bize farklı bir kıyıdan bakma şansı tanıması ve hem mitolojiye hem de mitolojide kadına daha ılımlı yaklaşması yeni okurlar ve mitoloji meraklıları için farklı bir seçenek sunmuş oldu.

Gelelim bu hikayesi tozlu raflardan kurtarılıp yeniden parlayan Helios soylu cadının hikayesine… Ailesi incelendiğinde bir Titan olan Helios ile yine başka bir Titan olan Okeanos’un kızı deniz nymphası Perseis’ten olma dört çocuktan biri olarak karşımıza çıkar. Büyük savaşın ardından eski kudretini kaybeden bir baba ve sudan kopamayan bir annenin evladı olan bu dört kardeş, dönemleri itibariyle farklı bir kudrete sahip olurlar: Bitkilerin dilini bilirler. Günümüze kadar koca karı ilacı, zehir, büyü gibi çeşitli adlarla nitelendirilen ve bu anlatılardan binlerce yıl sonra bile kadınların yakılmasına ve kafir olarak damgalanmasına sebep olan bu bitki bilimi, zamanının tanrısal güç ve kudretinin karşısında bir başkaldırıştır. Zira tanrılar istediklerini elde etmek için bunlara başvurma ihtiyacı duymazlar ancak Helios soylu olan bu kardeşler tanrıların bile bilmediği bir ilme sahiptirler. Bu da onlara tehlikeli damgası vurulmasına sebep olur. Ayrıca titanlardan gelmelerine karşın insan gibi görünen, insan gibi konuşan bu varlıklar insanların onlardan çekinmesine de sebep olur. Odysseia’da da anlatıldığı gibi:

"Gide gide Aiaie Adası’na vardık sonunda,

orada Kirke otururdu, güzel belikli,

insan sesli korkunç tanrıça"

Bu tanımla birlikte bilmek lazım gelir ki Kirke’nin diğer üç kardeşi Yunan dünyasında methi pek de iyi olmayan varlıklardır: Biri Lason’un altın postunu kaçırıp oğlunu öldürdüğü Kolkhis kralı büyücü Aietes, bir diğeri boğadan çocuk sahibi olan ve aynı zamanda Girit kralı Minos’un eşi Pasiphae, öteki ise güç için aile faciasına sebep olan Perses’tir. Böylesi olumsuz örneklerle dolu bir aile ağacına sahip olarak Kirke de adasına gelen erkekleri hayvana çevirmesiyle bilinir ki bunu Odysseus’un yanında gelen askerlere de yapmıştır. Yalnız burada göz ardı edilen daha doğrusu cadı kadını ön plana çıkarmak için pek dile getirilmeyen bir durum vardır ki o da bu erkeklerin açgözlülüğüdür. Kirke, bu açgözlü erkekleri cezalandırmak için onları domuza çevirir -ki bunu referans verebileceğimiz güzel bir Ghibli filmi de bulunmakta: Ruhların Kaçışı-.

Elbette Kirke, bir erkek yazınında bekleneceği gibi kurnaz ve yakışıklı olarak betimlenen Odysseus’a aşık olur ve onunla kalması karşılığında dostlarını eski kılığına çevireceğini söyler. Odysseus söz verir ve sözünü bir sene kadar tutar. Bu zaman zarfında kadının adasında krallar gibi yaşasa da çevresinin baskısına ve onu evde bekleyen karısının ve oğlunun özlemine dayanamayarak adayı terk etme kararı alır. Burada Kirke’nin Odysseus’a ne kadar yardımcı olduğunu görmek de mümkündür. Onun evine dönüşünün nasıl gerçekleşeceğini söyler ve yolculukla ilgili elinden gelen yardımı yapar. Giden Odysseus’tan yaptığı çocuklar daha sonra süregelen anlatılara göre Tusculum şehrini kuran Telegonos ile Latinlerin babası kabul edilen Latinos olur. Kirke, bütün anlatılarda bir cadı olarak yer alsa da aslında kendisine gelen kişilerden yardımını esirgemeyen bir kadındır. Yeğeni Medea’ya bile yardımcı olmuştur.

Kirke karakteri incelendiğinde gerek vahşi hayvanlarla gerekse toprakla ve bitkilerle olan bağı onun bir toprak tanrıçası gibi konumlanmasına sebep olabilir. Anadolu’nun tanrıçası olan Kybele ya da Artemis ile karakter ve özellikler bakımından bir alakası vardır. Ayrıca Odysseia’nın yazıldığı dönem göz önüne alındığında birçok kişiye ulaşmış olan Gılgamış Destanı’nın da Kirke miti üzerinde etkisi vardır. Kirke, Gılgamış’taki Siduri ile İştar’ın iç içe geçmiş halidir. Bu da ondaki düaliteyi açıklığa kavuşturur: Hem herkese yardımcı olan şifacı bir kadın hem de büyü yapan, karanlık ve erkeklere zarar veren bir cadıdır.

Yani Homeros’un bize aktardığı Kirke, Anadolu ve Ortadoğu’nun kalbinden çıkıp geldiği için kötü ilan edilen o tanrıçadır. Erkek soylu ve eşsiz olan kudretli gücü karşısında kaynağını topraktan ve gelenekten alan kadının varlığıdır. Ve onu ne kadar kötülemeye kalksa da o, kendi şefkati ve iyi niyetiyle bu çatışmayı kazanmıştır.

“biliyorum, çok acılar çektiniz balıklı denizde,

çok kötülük gördünüz karada düşman adamlardan,

ama gelin, yiyin şu yemeklerden, şu şaraplardan için,

canlansın yeni baştan göğsünüzde yüreğiniz,

yürekli olun ilk ayrıldığınız zamanki gibi,

o baba toprağından, o kayalık İthake’den!”

KAYNAKÇA

Odysseia- Homeros

Ben, Kirke- Madeline Miller

Hey Koca Yurt- Halikarnas Balıkçısı

Mitoloji Sözlüğü- Azra Erhat