Ben buğday tarlalarını severim, üstündeki kargaları da... Sen ise tek bir buğday tanesini seversin ama bu yetiyor bana, uzaktan sevmek... Yetmese de biçare. Anlıyorsun değil mi? Sırf senin için vazgeçtim, buğdayların sarısından. Uzaktan sevmek ne acı şey ama keşke seni uzaktan da olsa sevebilsem oysa ben gölgenden bile korkuyorum. Yanlış anlama beni, nefret etmiyorum senden, nefret etmek istemiyorum, bilmemek istiyorum ben seni. Keşke hiç olmasaydın. Af buyuruyorum açık sözlülüğümden ötürü ama darılacaksan eğer ben de olmayabilirdim, aynı anda olmasak iyi olurdu demek istiyorum, anlıyorsun değil mi hislerimi? Bunları yazarken sanki karşımda oturuyormuşcasına ürperti duyuyorum. Hatta ve hatta sanki dedikodunu yaptığımın farkına varacaksın ve her an hışımla üzerime atlayacak gibisin. İstiyorum ki bir an önce bitsin. En iyisi uyumak ama kabusunla uyanmak korkusu.... Bahsetmiş miydim sana? Karanlıkta pek sevimsizsin. Kabusunla sen yarışırsınız korkunçluk konusunda. Sahi hanginiz daha uzağa zıplayabilir? Keşke benden en uzağa atlasan geri gelmemek şartıyla. Bak ben denizi çok severim, hem de öyle uzaktan falan değil bu sefer, olabildiğince yakından seviyorum çünkü sanıyorum ki sen sevmiyorsun.
Akşam kriket maçı varmış, dolapta arpa suyu da var. Ne talihsiz kelimeler bunlar, zihnimin kapısını çalıyorlar ve sen çıkıyorsun. Belki altmış yaşında unutmaya başlarım, senden kurtulurum. Ne dersin? Belki bir gün seni sevmek gibi bir olaya bile kalkışabilirim. Bu ihtimal bana uzak ve de komik geldi. İyisi mi karşılaşmayalım hiç senle ki birbirimize selam vermek durumunda kalmayalım.