Bir etkinliğe davet edildiğimizde, bir kitap veya film önerisinde bulunulduğunda ya da bir sohbete çağrıldığımızda sıkıcı olacağını düşünerek teklifi ya da tavsiyeyi reddettiğimiz zamanlar oluyor. Kendi ilgi alanlarımız dışında olan konseptleri içeren ortamlarda ya da metalarda iyi vakit geçirmeyeceğimizi düşünüyoruz. Evrensel estetik anlayışı olmadığı kabul edildiği takdirde 'Neredeyse hiçbir insanın birlikte zevk alacağı paydalar yoktur' tezine ulaşıyoruz. Yani aynı şeylerden keyif almıyor, aynı şeylerden sıkılmıyoruz. O zaman çoğunluğun beğenisini kazanan ürünler nasıl ortaya çıkıyor? Yoksa gerçekten evrensel ya da bölgesel estetik anlayışı var mı?

Bir bölgeyi ele alalım. Bu bölgede yaşayan insanlar aynı kanunlara, aynı geleneklere ve aynı yaşam biçimlerine sahip olsun. Bununla birlikte hemen hemen aynı ekonomik düzeyde olsunlar. Bölgede yaşayan insanların telaşları, üzüntüleri ve sevinçleri hemen hemen aynı olacaktır. İstatistik biliminde normal dağılım grafiği vardır. Üniversite öğrencileri arasında çan eğrisi olarak bilinen bu dağılım grafiği gerçekten çan eğrisi şeklindedir. Ortalama bir değer vardır ve verilerin çoğu ortalama değer üzerinde yoğunlaşmıştır. Tepe noktasından aşağı doğru inen grafiğin iki ayrı ucu vardır. Bu iki uçtaki değerler ortalama değere pozitif ve negatif bir değer eklenmesiyle bulunur. İşte o başta bahsettiğimiz bölge de tam olarak öyledir. Bölgenin estetik anlayışının normal dağılım grafiğine uyarlandığı göz önüne alınırsa aynı durumlara maruz kalındığında insanların estetik anlayışları hemen hemen aynı olacaktır. Hemen hemen aynı olma değerini ortalama değer olarak belirleriz. Ortalama değer üzerinde ise bölgenin çoğunluğu yer alır. Çoğunluktaki estetik anlayışa sahip olan insanlar onların deyimiyle normal insanlardır. Normal insanların değerleri birbirine yakın olduğundan beğenileri, sevinçleri ve hatta hayattan beklentileri bile benzerdir. Uçlardaki insanlar ise ortalama değerden sapmıştır yani bölge çoğunluğuyla aynı estetik anlayışa sahip değillerdir. Çoğunluğa uymamanın bedeli olarak toplum dışına atılmış ve tuhaf olarak atfedilmişlerdir. Bu insanlar topluma ayak uyduramaz, toplum da normal olmayanı arasında istemez.

Grafikte her ne kadar  yakın değerler olsa bile bunlar yaklaşık değerlerdir. Bu değerlerin sıfırdan sonra bilmem kaçıncı rakamına bakın o rakamlar hep farklı olur. Çünkü her şey sürekli değişir ve aynı anı bir daha yaşamanız neredeyse imkansızdır. Bu kural insanlar için de geçerlidir. Her ne kadar DNA dizilimimizin %99.9’u aynı olsa da biz farklı insanlarız. Hepimizin ayrı bir tınlaması var. Bu yüzden de evrensel bir estetik anlayışı olamaz. Ancak aynı ülkede, aynı toplumda ya da aynı kültürde yaşadığımız insanlarla ortak tınlayan seslerimiz olabileceğinden bölgeye özgü bir estetik anlayışı olabilir. Her ne kadar günümüz teknolojisinde beğeniler tekelleşmiş olsa da bölgesel değerler varlığını hala sürdürüyor. Tekelleşmeyi kapitalizmin bir hamlesi olarak değerlendirirsek insanların popüler olana yönelimi yapay bir yönelimdir. Bu tekdüze yönelimi evrensel estetik anlayışı adı altında değerlendiremeyiz. Teknoloji bize farklı dünyalarla tanışma imkanı da sunar. Bambaşka kıtalarda ya da ülkelerde olan müzikler, filmler bize hitap edebilir. Bunlar etkilendiğimiz bölgesel estetik anlayışına ek olarak yanımıza kar olacaktır. Ne kadar farklı estetik anlayışına temas edersek o kadar zenginleşiriz.

Her ne kadar ortak bölgesel bir estetik zevkimiz olabiliyorsa da biz ayrı tınlayan bireyleriz. Diğerlerine cazip gelip size sıkıcı gelen birtakım şeyler olabilir. Merak etmeyin, bu sizi anormal yapmıyor. Tam tersine farklı bir birey yapıyor. Ne mutlu farklılıkların zenginliğine inananlara!