Brüksel'deki Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzeleri'nde bir tablonun önünde durup adını okuduğunuzda kafanız karışır: "Icarus'un Düşüşü ile Manzara". Tabloda bir çiftçi vardır, bir çoban, bir balıkçı, limandan çıkan bir gemi, ufka inmiş güneş. Icarus yoktur.

Onu bulmak için geminin sağ alt köşesine, suyun içine bakmanız gerekir. Görebildiğiniz iki bacaktır. Suyun yüzeyinde çırpınan, birkaç saniye sonra kaybolacak iki bacak. Resmin bütün meselesi burada: kahraman, adını taşıdığı tablonun köşesinde kayboluyor.

Ovidius'ta herkes yukarı bakıyordu

Hikâyenin kaynağı Ovidius'un Dönüşümler'i. Daidalos, Girit'ten kaçmak için oğlu Icarus'a balmumu ve tüyden kanatlar yapar, ona ne fazla alçaktan ne fazla yüksekten uçmasını tembihler. Icarus güneşe yaklaşır, mum erir, denize düşer.

Ovidius sahneyi anlatırken üç tanık sayar: oltasını tutan bir balıkçı, değneğine yaslanmış bir çoban, sabanın sapını kavramış bir çiftçi. Üçü de gökte süzülen figürleri görür ve şaşkınlıktan donar; tanrıların geçtiğini sanırlar.

Tabloyu yapan kişi tam bu üç figürü alıp tersine çevirmiş. Çiftçi sabanına bakıyor. Balıkçı suya. Çoban gökyüzüne bakıyor ama yanlış yöne. Metinde bir mucizeye tanıklık eden üç insan, tuvalde üç kayıtsız insana dönüşmüş.

Tabloda çözülmemiş bir tuhaflık daha var. Icarus'u öldüren şey güneşe fazla yaklaşmaktı; oysa resimdeki güneş ufka inmiş, yarısı denizin altında. O uçuş güneşin yakınına hiç varmamış. Bunu bir hata mı saymalı, yoksa hikâyenin kendi mantığına da mesafe koyan bir seçim mi, tartışılır. Ama sonuç aynı: tablo, anlatması gereken felaketin tam olarak hiçbir parçasını göstermiyor.

Icarus'un Düşüşü ile Manzara, detay: suyun içindeki bacaklar ve oltasıyla ilgilenen balıkçı

Manzaranın yuttuğu kahraman

Bu kompozisyon "dünya manzarası" denen türe bağlı. Joachim Patinir'in öncülük ettiği bu türde tablonun asıl konusu arka planda, küçücük figürlerle gösterilir; ön planı manzara doldurur. Bruegel'in yaptığı ise bir adım öteye gider: ön plandaki büyük figürün konuyla hiçbir ilgisi yoktur. Çiftçi Icarus'un hikâyesine ait değildir, kendi işini yapmaktadır ve tuvalin en çok yerini o kaplar.

Dönemin resim hiyerarşisinde mitoloji "yüksek", köylü sahneleri "alçak" konuydu. İkisini aynı tuvale koyup alçak olanı öne çıkarmak, Maniyerizm içinde "maniyerist tersine çevirme" diye anılan bir tavırdır. Antwerpli Pieter Aertsen de benzer bir şey yapıyor, ön planı mutfak ve pazar sahneleriyle doldurup İsa'nın hayatından bir sahneyi arkaya, uzağa yerleştiriyordu.

Sonuç, mitin ahlaki dersini tuhaf biçimde güçlendirir. Icarus'un hikâyesi ölçüsüz hırsa karşı bir uyarıdır; tabloda hırslı olan boğulurken, işini yapan üç kişi ayakta kalır.

Çalıların arasındaki yüz

Tablonun sol tarafında, çiftçinin arkasındaki çalılıkta yukarı dönük bir insan yüzü vardır. Fark etmesi zordur, birçok kişi ömrü boyunca görmez. Bu ayrıntı genellikle bir Flaman atasözüne bağlanır: "En de boer, hij ploegde voort", yani "Ve çiftçi sürmeye devam etti." Atasözü, ölen bir adam için hiçbir sabanın durmadığını anlatır.

Bruegel atasözlerini resme çevirmeyi seven bir ressamdı; Flaman Atasözleri tek başına yüzden fazla deyimi tek tuvalde toplar. Dolayısıyla çalıdaki yüz muhtemelen süs değil, resmin ikinci cümlesidir. Ölümün sanatta nasıl işlendiğini düşünürken bu tablo alışılmadık bir yerde durur: ölümü merkeze koymaz, kenara iter ve asıl rahatsız edici olan da budur.

Peki bu tablo Bruegel'in mi?

Burada işler karışıyor. Eser 1912'de müze tarafından satın alınana kadar hiçbir yerde kayıtlı değildi. Ölçüsü 73,5'e 112 santim ve tuval üzerine yağlıboya; oysa Bruegel bilinen bütün yağlıboyalarını ahşap panel üzerine yapmıştı.

1996'daki teknik incelemeler atfı ciddi biçimde sarstı. 1998'de yapılan radyokarbon tarihlemesi tuvalin Bruegel'in ölümünden sonrasına ait olduğunu gösterdi. Sonraki analizler ise tablonun aslında bir panelden tuvale aktarılmış olabileceğini, boya katmanlarının Bruegel'in kesinleşmiş panelleriyle örtüştüğünü öne sürdü. Müzenin bugünkü resmi tutumu ihtiyatlı: uygulamanın Bruegel'e ait olduğu şüpheli, kompozisyonun ona ait olduğu ise kesin.

Aynı kompozisyonun Museum van Buuren'deki ikinci versiyonu; gökyüzünde hâlâ uçan Daidalos görünüyor

İkinci bir versiyon daha var. 1953'te Daniel van Buuren'in aldığı, bugün Brüksel'deki Museum van Buuren'de duran ahşap üzerine yapılmış bu kopyada gökyüzünde hâlâ uçan Daidalos görünür. Çobanın neden yukarı baktığı böylece anlaşılır: kayıp orijinalde muhtemelen o da oradaydı ve Brüksel versiyonunda yoktur.

Yani elimizdeki tablo, kayıp bir resmin erken bir kopyası olabilir. Icarus'un tablosunda Icarus'u aramak yetmiyor; ressamı da arıyoruz.

W. H. Auden 1938'de bu tablo üzerine yazdığı şiirde, acının hep başka birinin yemek yediği ya da penceresini açtığı sırada gerçekleştiğini söyler. Brecht 1957'de aynı resim için, felaketin idili bozmasına izin verilmediğini yazar. İkisi de aynı yere bakıyor: tablonun konusu Icarus değil, Icarus'a bakmayanlar.