1970'lerin sonunda İstanbul'a gelen John Berger, Beşiktaş'taki müzede bir tabloyla karşılaşır. Ressamı daha önce hiç duymamıştır. Tabloyu yeniden görmek için müzeye birkaç kez döner, sonra Avrupa'ya döndükten aylar sonra bile resim aklından çıkmaz. Üzerine yazdığı deneme 1979'da Sanat Çevresi dergisinde Türkçe yayımlanır.

Resim Şeker Ahmet Paşa'nın. Müze kayıtlarında adı yalnızca "Orman"dır, Ormanda Oduncu olarak da bilinir. Tabloyu İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin sayfasından görebilirsiniz; buradaki görseller sanatçının aynı dönemden diğer orman resimleri.

Tabloda ne var

138'e 177 santimlik, oldukça büyük bir tuval. 19. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'da yapılmış. Ön planda odununu yüklemiş bir oduncu ve katırı; arkalarında bir açıklık, açıklığın öbür ucunda ormanın sınırı ve orada duran, gövdesine ışık vuran açık renkli bir ağaç. Renkler, boyanın dokusu, ton geçişleri Courbet'yi ve Barbizon okulunu hatırlatıyor. Şöyle bir bakınca izlenimcilik öncesi sıradan bir Avrupa manzarası görürsünüz.

Berger'ın dikkatini çeken şey tam da bu ilk yargıyı vermekte acele etmemeniz gerektiğiydi.

"Akademik açıdan yanlış"

Berger tablonun perspektifinde üst üste binen birkaç tuhaflık sayar. Yüz ila yüz elli metre uzakta olması gereken ağacın gövdesi, oduncuya göre fazla büyük. Yaprakları bize en yakın ağacın yapraklarıyla aynı boyda. Gövdesine vuran ışık onu daha da öne çekiyor, oysa yanındaki iki koyu ağaç geriye doğru yaslanıyor gibi duruyor.

Hepsinden önemlisi, köprünün beri yanından başlayıp ormanın ucuna uzanan garip bir diyagonal çizgi var. Fundalığın sınırını belirleyen bu çizgi hem derinliği kuruyor hem de tuvalin yüzeyinde kalmakta ısrar ediyor. Berger okuruna basit bir deney önerir: parmağınızla o çizgiyi bir an kapatın, ağacın geriye doğru uzaklaştığını göreceksiniz.

Berger'ın kendi ifadesiyle, "aynı zamanda bizden uzaklaşan ve bize yaklaşan bir ağaç" bu. Ve saydığı özelliklerin her biri akademik açıdan hatalıdır. Normalde böyle tutarsızlıklar bir resmin inandırıcılığını düşürür. Burada tersi oluyor.

Ormanın içinden bakınca

Berger'ın vardığı sonuç şu: tablo akademik olarak yanlış ama yaşantı olarak doğru. Uzaktaki ağaç her şeyden yakın görünüyorsa ormana öbür uçtan bakıyorsunuz demektir; o zaman en uzaktaki figür oduncudur. Ama aynı anda oduncuyu ormanın içinde, ağaçların yanında küçülmüş halde de görüyoruz.

Ormanda yürümüş herkes bu ikiliği bilir. Bir yandan ağaçların arasından ilerlersiniz, bir yandan da kendinize dışarıdan bakar gibi ormanın sizi çepeçevre sardığını fark edersiniz. Tabloyu inandırıcı kılan şey, bu çifte görüşü aynı yüzeyde tutabilmesi.

Berger bu düşünceyi başka yerlerde de kovalamıştı. Millet üzerine yazdığı bir yazıda, tarlada çalışan köylüyü tarlanın önünde değil içinde göstermenin ne kadar zor olduğunu anlatır; çünkü Avrupa manzara resmi yoldan geçen bir yolcunun gözüyle, ufka doğru bakarak kurulmuştu. Toprağa eğilmiş biri için ufuk çoğu zaman görünmez bile. Aynı yıl Londra'da gördüğü Çin köylü resimleri sergisinde de seksen kadar resmin yalnızca on altısında gökyüzü ya da ufuk çizgisi vardı.

Bir teknik değil, bir bakış değişimi

Avrupa etkisinden önce bu coğrafyada resim, tezhip ve minyatür geleneğini sürdürüyordu. Bu gelenekte mekân fiziksel değil tinseldi; ışık boşluğu yarıp geçmez, yüzeye yayılan bir aydınlık gibi durur. Berger'a göre Şeker Ahmet Paşa bu dili bırakıp öbürüne geçerken sadece teknik değiştirmiyordu, bir varlık anlayışını değiştiriyordu. Ormanda Oduncu'daki çelişki de bu geçişin izidir. Gördüğümüzün gerçekten gördüğümüz olup olmadığı sorusu, burada iki geleneğin arasında sıkışmış tek bir tuvalde somutlaşıyor.

Şeker Ahmet Paşa'nın orman resimlerinden bir diğeri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonu

Ressamın kendisi

Asıl adı Ahmed Ali. 1841'de Üsküdar'da doğdu; güler yüzlü ve hoşsohbet olduğu için "Şeker" lakabıyla anıldı. 1855'te Mekteb-i Harbiye'ye girdi, mezuniyeti sırasında yaptığı bir resim Sultan Abdülaziz'in dikkatini çekince 1861-62'de Paris'e, elçilik bünyesindeki Mekteb-i Osmânî'ye gönderildi. Orada Gustave Boulanger ve Jean-Léon Gérôme'un atölyelerinde çalıştı, Güzel Sanatlar Akademisi'ne devam etti, en çok da Courbet'den etkilendi.

Fransa ile Prusya arasındaki savaş yüzünden okul kapanınca 1870'te İstanbul'a döndü. 1873'te Sultanahmet'teki Sanayi Mektebi'nde Türkiye'nin ilk resim sergisini açtı, iki yıl sonra Darülfünun'da ikincisini düzenledi. Aynı yıllarda saray koleksiyonu için Paris'ten tablo satın alma göreviyle de uğraşıyordu. Osman Hamdi Bey ile birlikte, Türk resmine Avrupalı bakışı getiren iki isimden biri sayılır. 1906'da öldü, Eyüp'e gömüldü. Bazı kaynaklar ölüm yılını 1907 olarak verir.

Şeker Ahmet Paşa'nın kendi portresi

Tablo bugün İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde. Müze Berger'ın gittiği Beşiktaş'tan taşındı, artık Tophane'de. Önünde durursanız Berger'ın deneyini deneyebilirsiniz: parmağınızı o diyagonal çizginin üstüne koyun, sonra çekin. Orman bir kere size doğru gelir, bir kere sizden uzaklaşır.